DOLAR 43.14 ₺
EURO 50.25 ₺
STERLIN 57.92 ₺
G.ALTIN 6,246.25 ₺
Ç.ALTIN 10,381.60 ₺
BTC 90,418.76 $
ETH 3,087.00 $
BİST 0.00

    Trump, Venezuela'yı yönetirken hangi zorluklarla karşılaşabilir?

    SiyasetDünyaÇeviri Haberler
    Yayınlama: 11 Ocak 2026 Pazar 14:14 Güncelleme: 11 Ocak 2026 Pazar 14:15 Kaynak: Haber Merkezi

    Uzmanlara göre Trump’ın Venezuela planı, çok sayıda siyasi, hukuki ve stratejik risk barındırıyor.

    Trump, Venezuela'yı yönetirken hangi zorluklarla karşılaşabilir?

    ABD Başkanı Trump’ın, ABD ordusunun düzenlediği askeri operasyonla Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun tutuklamasının ardından Venezuela’yı geçici olarak “yöneteceklerini” açıklaması, planları hakkında çeşitli soruları gündeme getirdi.

    Trump’ın çıkışı, Venezuela’nın siyasi geleceği, kurumsal yapısının akıbeti ve olası bir geçiş sürecinin nasıl şekilleneceği konusunda belirsizlikleri derinleştirdİ.

    Popüler Gazete'nin Şarku'l Avsat'tan aktardığı habere göre Trump, ABD’nin Venezuela’yı “güvenli ve sorunsuz bir iktidar geçişi sağlanana kadar” yöneteceğini, bunun kalıcı bir kontrol anlamına gelmediğini savundu.

    Trump, “İstediğimiz şey petrol endüstrisini düzeltmek, ülkeyi düzeltmek, yeniden inşa etmek ve ardından seçimler yapmak” ifadelerini de kullandı.

    Uzmanlara göre Trump’ın Venezuela planı, çok sayıda siyasi, hukuki ve stratejik risk barındırıyor.

    Bu riskler, ülkedeki kronik güvenlik sorunları ve siyasi istikrarsızlıktan, yabancı bir yönetime karşı halk tepkisinin boyutuna, ABD müdahalesinin meşruiyetine dair uluslararası tartışmalardan, kurulması öngörülen geçiş yönetimi konusunda uluslararası ve bölgesel görüş ayrılıklarına kadar geniş bir alana yayılıyor.

    Bunun yanı sıra Trump’ın petrol sektörünü yeniden yapılandırma hırsı, milyarlarca dolarlık yatırımlar gerektirirken, ABD iç siyasetinde Demokratlar ve Kongre ile yeni bir çatışma cephesinin açılma ihtimali de giderek güçleniyor.

    Çin ve Rusya gibi küresel aktörlerle yaşanabilecek gerilimlerin bölgesel istikrarsızlığı ve küresel jeopolitik tansiyonu artırabileceği endişesi de bu tabloya ekleniyor.

    Başkent Karakas başta olmak üzere birçok Venezuela kentinde düzenlenen protestolar ile New York’ta yaşayan Venezuelalıların gösterileri, ABD müdahalesine yönelik açık bir reddi yansıtıyor.

    Uzmanlar, özellikle Trump’ın “Monroe Doktrini”ni yeniden canlandıran ve Amerikan hegemonyasını tesis etme söylemi içeren konuşmalarının, ABD’nin Venezuela’nın siyasi geleceğini şekillendirme girişimlerinin şiddet ve istikrarsızlık riskini artırdığına işaret etti.

    Karayipler'de, Trump’ın Venezuela’ya ya da bölgedeki diğer ülkelere yönelik ikinci bir askeri saldırıya karar vermesi durumunda harekete geçmeye hazır yaklaşık 12 savaş gemisi, düzinelerce savaş uçağı ve insansız hava aracı ile 15 bin asker konuşlandırılmış durumda.

    ABD’nin Venezuela hükümetinin pek çok üyesini görevde tutmasının, ülkede sürekli bir askeri varlığı ve bunun doğuracağı hukuki sonuçları kaçınılmaz kıldığına dikkat çekiliyor.

    Öte yandan Trump, Maduro’nun tutuklanmasının ardından geçici başkanlığı üstlenen Delcy Rodriguez’i de “doğru olanı yapmaması” halinde Maduro'dan daha ağır sonuçlarla tehdit etti.

    Bu da, Rodriguez’in gerçekten bağımsız bir geçiş süreci yönetip yönetemeyeceği ya da Amerikan vesayeti altında hareket edip etmediği ve bunun Venezuela halkı tarafından ne kadar kabul edilebilir olacağı konusunda sorularını gündeme taşıdı.

    Hukuki meşruiyet

    Maduro, New York Manhattan'daki bir federal mahkemede ifade verirken, yabancı bir devlet başkanının tutuklanmasının yasallığı, Venezuela'daki böyle bir askeri operasyonun sorunlu doğası ve Trump'ın Venezuela'yı yönetme planının yasal çerçevesi hakkındaki tartışmalar şiddetle devam ediyor.

    Cato Enstitüsü’nden hukukçu John Bellinger, tutuklamanın egemenlik ilkelerini ihlal ettiğini ve uluslararası hukuk açısından “kırmızı çizgilerin aşıldığını” savundu.

    Birleşmiş Milletler (BM) yetkisi olmadan Venezuela’yı yönetmenin fiilen bir işgal olarak değerlendirileceğini de ifade etti.

    Dış İlişkiler Enstitüsü'nde kıdemli bir akademisyen olan Richard Haass ise, bu müdahalenin ABD’yi Irak ve Afganistan’a benzer bir çıkmaza sürükleyebileceği uyarısında bulundu.

    Çökmüş bir petrol sektörü

    Trump yönetiminin en iddialı hedeflerinden biri olan Venezuela petrol sektörünün yeniden canlandırılması da ciddi engellerle karşı karşıya.

    On yıllara yayılan kötü yönetim, yolsuzluk ve yaptırımlar nedeniyle petrol sahaları, rafineriler ve boru hatları büyük ölçüde tahrip olmuş durumda.

    Analistler, siyasi istikrar sağlansa bile üretimin anlamlı biçimde artmasının yıllar alacağını ve yüz milyarlarca dolarlık yatırımlar gerektireceğini belirtiyor.

    Clearview Energy Partners yöneticisi Kevin Book, Irak örneğini hatırlatarak, istikrar sağlanmadan büyük petrol şirketlerinin Venezuela gibi riskli bir ortama girmeye istekli olmayacağını vurguluyor.

    ABD'deki tepkiler

    ABD içinde ise operasyonun yankıları giderek büyüyor.

    Demokratlar, Kongre onayı olmadan yapılan askeri müdahalenin anayasaya aykırı olduğunu savunarak sert tepki gösterirken, bazı Cumhuriyetçiler de operasyonu Amerikan halkının değil, petrol şirketlerinin çıkarlarına hizmet eden bir rejim değişikliği girişimi olarak nitelendiriyor.

    Kamuoyu yoklamaları, Amerikalıların büyük çoğunluğunun Venezuela’ya askeri müdahaleye karşı olduğunu ortaya koyarken, olası maliyetin 1 trilyon dolara yaklaşabileceği yönündeki tahminler bu muhalefeti daha da güçlendiriyor.

    Maduro'nun tutuklanmasının yankıları

    Maduro’nun tutuklanmasıyla sonuçlanan müdahale, Latin Amerika’da ABD’nin son yıllardaki en agresif hamlelerinden biri olarak değerlendiriliyor.

    Çin ve Rusya’nın sert tepkileri, Avrupa’nın temkinli desteği ve Latin Amerika ülkeleri arasındaki bölünmüşlük, Trump’ın Venezuela planının yalnızca Karakas’ta değil, küresel düzlemde de yeni gerilimler yaratabileceğine işaret ediyor.

    Uzmanlara göre Washington’un Venezuela’yı yönetme iddiası, petrol hesaplarıyla sınırlı bir geçiş planının ötesinde, ABD’nin bölgesel ve küresel rolünü yeniden tanımlayabilecek riskli bir sürecin kapısını aralıyor.

    Bu tablo, diğer ülkelerin ABD dış politikasının öngörülemezliği ve istikrarsızlığına dair algılarını daha da derinleştirebilirken, Venezuela’ya uzun süredir büyük yatırımlar yapan Rusya ve Çin gibi küresel güçlerle doğrudan çatışma riskini de beraberinde getiriyor.

    Uzmanlara göre bu durum, Washington’un 20. yüzyıla özgü bölgesel hegemonya anlayışına fiilen geri dönüşü anlamına gelebilecek bir sürecin habercisi olarak değerlendiriliyor.

    Avrupa hükümetleri ise Maduro’nun devrilmesini genel olarak memnuniyetle karşılarken, Trump yönetiminin Venezuela’yı doğrudan ve fiilen yönetme planına temkinli yaklaşıyor.

    Başta AB ülkeleri olmak üzere Avrupalı başkentlerde, bu yaklaşımın hem uluslararası hukuk açısından sorunlu olabileceği hem de Venezuela’da uzun vadeli istikrarsızlık yaratabileceği yönünde endişeler dile getiriliyor.

    Latin Amerika’da ise tablo daha parçalı. Bölgedeki bazı sağcı hükümetler Trump’ın müdahalesine açık destek verirken, diğer ülkeler bu adımın Venezuela’nın egemenliği açısından tehlikeli bir emsal oluşturacağından endişe ediyor.

    Bu kaygıyı paylaşan ülkelerin, benzer bir senaryonun kendi topraklarında tekrarlanma ihtimaline karşı askeri ve güvenlik hazırlıklarını artırdığı belirtiliyor.

    Uzmanlar, Trump’ın Venezuela konusunda “pragmatik” bir çizgi izlediğini kabul etmekle birlikte, özellikle Küba, Kolombiya ve Meksika’ya ilişkin sert ve genişletici söylemlerinin daha kapsamlı bir bölgesel gerilimi tetikleme riskini barındırdığı uyarısında bulunuyor.

     

    İlk Yorumu Sen Yaz
    code