ABD Başkanı Donald Trump’ın önümüzdeki haftalarda İran konusunda nihai olarak ne karar vereceğini kimse tam olarak bilmiyor, belki Trump’ın kendisi bile...
Popüler Gazete'nin Brian Katulis imzalı analizden aktardığına göre öngörülemezliğiyle bilinen Trump, görevdeki ilk yılında dünya sahnesinde bazı zaferler elde ederken, aynı zamanda önemli gerilemeler de yaşadı.
Ukrayna savaşından küresel gümrük vergisi savaşına kadar uzanan birçok konuda henüz kesin bir karar verilmiş değil.
Trump’ın İran’la mücadelesi de bu belirsizlik kategorisine giriyor. Tam kapsamlı bir savaş mı, sınırlı ve taktiksel bir askeri darbe mi yoksa yeni bir müzakere turu mu olacağı netlik kazanmış değil.
Her ne kadar Trump’ın birkaç hafta önce İranlı protestoculara “kurumlarınızı ele geçirin” çağrısı yapıp “yardım yolda” sözü verdikten sonra bu tehditlerden geri adım atmış gibi görünse de, ABD’nin sahada bir şeyler yapmaya hazırlandığı izlenimi güçleniyor.
Bu süreçte Trump, İran konusunda sahip olduğu seçenekleri genişletti.
Diplomasiye kapıyı açık tutarken, USS Lincoln uçak gemisi ve ona eşlik eden birkaç savaş gemisi dahil olmak üzere Ortadoğu’ya daha fazla askeri güç sevk etti.
Bu çerçevede, Trump’ın nihai olarak hangi yöne gideceğine dair ipuçları verebilecek veya bu kararı etkileyebilecek 6 temel faktör öne çıkıyor.
Trump yönetiminin, ABD’nin Ortadoğu’daki kaynaklarını ve taahhütlerini azaltarak Batı Yarımküre’ye odaklanması gerektiğine işaret eden ulusal güvenlik ve savunma stratejisini yayımladığı bir dönemde Ortadoğu’ya ek askeri güç gönderilmesi, İran’a yönelik bir saldırının yakın olduğu yönündeki spekülasyonları artırıyor.
Bu ay bölgeye gönderilen ek ateş gücü basit bir müzakere taktiği olabileceği gibi, ABD özel kuvvetlerinin bu ayın başlarında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu ele geçirmesinde olduğu gibi, yaklaşan bir askeri harekatın işareti de olabilir.
Ancak ABD’nin saldırması durumunda, Irak ve Afganistan’daki on yıllar süren kara harekatlarının tekrarının beklenmemesi gerektiği vurgulanıyor.
ABD askeri personelinin ve İsrail, Suriye, Irak ile bazı Körfez ülkelerine yayılmış varlıklarının savunmasızlığı göz önüne alındığında, olası bir saldırının sınırlı kalması daha muhtemel görülüyor.
Buna karşılık İran, geçen yılki 12 günlük savaşta saldırılarını büyük ölçüde İsrail’le sınırlamışken, bu kez sert bir karşılık vereceğini açıkça dile getiriyor.
ABD’nin İran’la diplomatik kanalları belirsizliğini koruyor.
ABD’li müzakereciler, geçen bahar Umman’ın ev sahipliğinde Maskat ve Roma’da düzenlenen birkaç tur görüşmede İran’la doğrudan bir araya gelerek, 12 günlük savaş öncesinde önemli bir tartışma konusu olan İran’ın nükleer programını ele aldı.
Ancak görüşmeler sürerken İsrail’in İran’a saldırması, Tahran’ın ABD’nin diplomasi konusunda ne kadar ciddi olduğuna dair derin bir güven eksikliği yaşamasına neden oldu.
Analize göre diplomasi, ancak ülkeler gerçekten ilişki kurduğunda işe yarıyor; yalnızca konuşmak yeterli olmuyor.
İsrail, ABD’nin İran’a saldırmasını isterken, Suudi Arabistan dahil birçok Arap Körfez ülkesi İran’la gerilimi düşürmenin yollarını arıyor.
Bu hafta Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), hava sahasının İran’a yönelik saldırılar için kullanılmasına karşı olduğunu açıkça duyurdu.
Körfez müttefiklerinden gelen bu baskının, Trump’ın olası bir saldırının kapsamını sınırlama ya da tamamen vazgeçme kararını etkileyebileceği belirtiliyor.
İran halkının rejime karşı gösterdiği cesarete rağmen, Trump’ın “yardım yolda” söyleminden geri adım atması, insanların yeniden sokaklara dökülmesini engelleyebilir.
Ayrıca ABD’nin Venezuela’daki eylem biçimi, yani rejime dokunmadan Maduro’yu “yakalaması”, İranlılarda Trump’ın Tahran’la bir anlaşma yapabileceği yönünde endişe yaratabilir.
Buna ek olarak Trump’ın hem küresel düzeyde hem de iç politikada insan haklarını ikinci plana itmiş olması, ABD’den yardım bekleyen İranlıları tereddüde sürükleyebilir.
Tahran’ın Trump’ın baskılarına, tehditlerine ve olası diplomatik girişimlerine nasıl karşılık vereceği belirleyici olacak.
Gözlemciler, özellikle güvenlik güçlerinin başındaki isimler arasında rejim saflarında herhangi bir çatlak işareti olup olmadığını yakından izliyor.
Trump’ın ikinci döneminin ilk yılında popülaritesinin hızla düştüğü belirtiliyor.
Eğer İran’a yapılacak bir saldırının, Maduro’nun “yakalandığı” dönemde olduğu gibi popülaritesini artıracağına inanırsa, bu durum alacağı eylem biçimini doğrudan etkileyebilir.
Ayrıca ICE baskınları ya da Epstein dosyalarına ilişkin yeni bilgiler konusunda olumsuz medya gündeminden dikkati başka yöne çekmek için İran’a saldırmaya daha yatkın hale gelebileceği ifade ediliyor.
Sonuç olarak Trump, kendisini durdurabilecek tek gücün uluslararası hukuk değil, “kendi ahlakı ve aklı” olduğunu açıkça ortaya koymuş durumda.
Bundan sonra ne olacağı belirsizliğini korurken, mevcut göstergeler İran’a yönelik yakın bir saldırı ihtimaline işaret ediyor gibi görünüyor.