DOLAR 43.19 ₺
EURO 50.31 ₺
STERLIN 58.03 ₺
G.ALTIN 6,413.09 ₺
Ç.ALTIN 10,585.25 ₺
BTC 96,426.37 $
ETH 3,325.87 $
BİST 0.00

    Suudi Arabistan-BAE gerilimi bölgesel ittifakları nasıl şekillendirebilir?

    SiyasetDünyaÇeviri Haberler
    Yayınlama: 15 Ocak 2026 Perşembe 19:56 Kaynak: Haber Merkezi

    Uzmanlara göre 2026’da Orta Doğu’nun şekillenmesi, Abu Dabi ile Riyad’ın büyüyen ve artık aleni hale gelen bu rekabeti nasıl yöneteceğine bağlı olacak. 

    Suudi Arabistan-BAE gerilimi bölgesel ittifakları nasıl şekillendirebilir?

    Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE), eski Körfez müttefikliğinden açık düşmanlığa evrilen ilişkileri yeni yıla damgasını vuruyor.

    Popüler Gazete'nin Middle East Eye'dan aktardığı habere göre petrol üretim politikalarından Sudan’daki savaşa kadar uzanan derin görüş ayrılıkları uzun süredir biliniyordu. Ancak bu çatlaklar bugüne dek büyük ölçüde kapalı kapılar ardında kaldı.

    Analistlere göre 2026, bu gerilimlerin artık gizlenmediği ve açık bir rekabete dönüştüğü yıl olacak.

    Bu dönüşümün en çarpıcı göstergesi, Suudi Arabistan’ın geçtiğimiz ay Yemen’in güneyindeki El-Mukalla Limanı’nı bombalaması oldu.

    Riyad, saldırının BAE bağlantılı ve ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi’ne gönderilmek üzere olan bir silah sevkiyatını hedef aldığını açıkladı.

    Bu dönüşümün en çarpıcı göstergesi, Suudi Arabistan’ın Yemen’in güneyindeki El-Mukalla Limanı’nı bombalaması oldu.

    Riyad, saldırının BAE bağlantılı ve ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi’ne (STC) gönderilmek üzere olan bir silah sevkiyatını hedef aldığını açıkladı.

    Gerilim yalnızca resmi açıklamalarla sınırlı kalmadı. Her iki ülkeden önde gelen medyacılar, nadir görülen biçimde birbirlerini doğrudan hedef aldı.

    Yaklaşık on yıl önce Katar’ın abluka altına alındığı ve Körfez gerilimlerinin zirve yaptığı dönemde dahi Suudi Arabistan, komşusuyla ittifaklı güçleri doğrudan bombalamamıştı.

    Bu nedenle Yemen’deki son saldırı, rekabetin ulaştığı yeni eşiği sembolize ediyor.

    Uzmanlara göre 2026’da Orta Doğu’nun şekillenmesi, Abu Dabi ile Riyad’ın büyüyen ve artık aleni hale gelen bu rekabeti nasıl yöneteceğine bağlı olacak. 

    Uzmanlara göre BAE, silahlı devlet dışı aktörlere verdiği destekle Suudi Arabistan ve Mısır gibi kilit ortaklarıyla ilişkilerini dengeleme kapasitesinde bir dönüm noktasına yaklaşıyor.

    Riyad caydırmaya odaklandı

    Sudan ve Yemen sahaları bu ayrışmanın merkezinde yer alıyor.

    Middle East Eye’ın geçen ayki haberine göre, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, BAE’nin Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) verdiği destek konusunda ABD Başkanı Donald Trump nezdinde lobi yapmayı planlıyor.

    Bazı analistler, Trump tarafından da doğrulanan bu girişimlerin Yemen’deki ilişkilerin bozulmasına katkı sunduğunu düşünüyor.

    Sudan’da BAE, HDK’yi desteklerken, Suudi Arabistan Sudan ordusunun arkasında duruyor.

    Yemen’de ise iki ülke Husilere karşı aynı cephede görünse de, Abu Dabi yıllardır Güney Geçiş Konseyi’ni destekledi.

    Bir başka çatlak hattı Somali’de ortaya çıkıyor.

    Suudi Arabistan geçen hafta İsrail’in ayrılıkçı Somaliland’ı tanımasını kınayan ülkeler arasında yer aldı.

    BAE’nin adı bu listeye girmedi; aksine Abu Dabi’nin Somaliland’la yakın iş birliği içinde olduğu ve bölgede askeri üs inşa ettiği biliniyor.

    Uzmanlar, fay hatlarının netleştiğini belirtiyor: BAE bölge genelinde paramiliter ve ayrılıkçı grupları desteklerken, Suudi Arabistan ise Orta Doğu ve Afrika Boynuzu'ndaki devletlerin mevcut sınırlarını korumak için siyasi koalisyonlar kuruyor.

    Carnegie Orta Doğu Merkezi’nden Hesham Alghannam’a göre Riyad’ın avantajı, vekil güçlerden ziyade “uluslararası meşruiyet, stratejik derinlik, ekonomik nüfuz ve çıkarılan derslerde” yatıyor.

    Alghannam, Suudi Arabistan’ın geniş çaplı seferi savaşlardan caydırıcılık, seçici baskı ve siyasi sonuçlara odaklanan bir modele yöneldiğini; Yemen’de Husileri yenemeyen koalisyon deneyiminin, salt ateş gücünün yeterli olmadığını öğrettiğini vurguluyor.

    İsrail meselesi de ayrışmayı derinleştiriyor.

    Arap Körfez Devletleri Enstitüsü’nden Kristin Diwan’a göre, BAE 2020’de imzaladığı İbrahim Anlaşmaları’ndan bu yana İsrail’le uzlaşmaya daha fazla ağırlık veriyor.

    Sonuç

    Uzmanlar, mevcut krizin 2017’de Katar’la yaşanan anlaşmazlıktan daha ciddi olduğu görüşünde.

    O dönemde BAE ve Suudi Arabistan aynı safta yer almış, Körfez İşbirliği Konseyi ve uluslararası arabuluculuk sayesinde kriz yönetilebilmişti.

    Bugün ise rekabet, uzlaşma politikalarından ziyade çelişen bölgesel stratejilere dayanıyor; bu da gerilimi daha keskin ve kontrol edilmesi zor kılıyor.

    Kuveyt ve Umman’ın geçmişteki arabuluculuk rolleri düşünüldüğünde, Riyad ile Abu Dabi arasında benzer bir aracı bulmak daha güç görünüyor.

    Buna karşın bazı uzmanlar, gerilimin abartıldığı kanaatinde.

    Körfez ülkeleri arasında kamuoyuna yansıyan anlaşmazlıkların istisna olmadığını hatırlatan uzmanlar, ticaret, turizm ve ortak çıkarların tarafları yeniden bir araya getirebileceğini savunuyor.

    Ancak herkesin üzerinde uzlaştığı nokta şu: Suudi Arabistan ile BAE arasındaki bu rekabet, artık kapalı kapılar ardında değil.

    2026, Körfez’de güç dengelerinin yeniden tanımlandığı ve Orta Doğu’nun geleceğini belirleyecek kritik bir eşik yılı olmaya aday.

     

     

    İlk Yorumu Sen Yaz
    code