24 Şubat 2022’de Vladimir Putin’in emriyle Rus ordusunun Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı saldırısı, Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en büyük konvansiyonel savaşı başlattı.
Popüler Gazete'nin ABD medyasından aktardığı analize göre Moskova operasyonu “özel askeri harekat” olarak tanımlasa da fiiliyatta bu girişim, egemen bir devletin toprak bütünlüğüne yönelik kapsamlı bir işgale dönüştü.
Savaşın kökleri yalnızca 2022’ye değil; 2014’te Kırım’ın ilhakına ve Donbas’taki ayrılıkçı çatışmalara kadar uzanıyor. Ancak 2022’de başlayan süreç, bölgesel bir krizden küresel sonuçları olan sistemik bir kırılmaya evrildi.
Dördüncü yılına giren savaş, askeri cephelerdeki yıpratma mücadelesinin ötesinde, küresel ekonomi, enerji güvenliği, savunma politikaları ve uluslararası sistem üzerinde kalıcı etkiler yarattı.
Savaşın başlangıcında Rusya’nın hedefi, Kiev’i kısa sürede düşürerek Ukrayna yönetimini değiştirmekti. Ancak Ukrayna ordusunun direnci ve Batı’dan gelen askeri destek bu planı bozdu.
Çatışma, hızla bir “yıpratma savaşı”na dönüştü. Cephe hatları özellikle doğu ve güney Ukrayna’da yoğunlaştı; toprak kazanımları sınırlı kaldı ancak kayıplar büyüdü.
Gerçek kayıp sayıları konusunda taraflar şeffaf değil. Batılı istihbarat tahminleri ve bağımsız analizler, yüz binlerce askerin öldüğü veya yaralandığına işaret ediyor.
Hem Rusya hem Ukrayna ordusunda ağır kayıplar verildiği, toplam askeri kayıp (ölü ve yaralı) sayısının bir milyonu aştığı yönünde değerlendirmeler bulunuyor.
Sivil kayıplar on binlerle ifade edilirken, milyonlarca Ukraynalı ülke içinde yer değiştirdi veya Avrupa’ya sığındı. Bu durum, Avrupa’da Soğuk Savaş sonrası dönemin en büyük mülteci hareketini tetikledi.
Ekonomik boyut ise en az askeri cephe kadar sarsıcı oldu. Ukrayna ekonomisi savaşın ilk yılında yaklaşık yüzde 30 daraldı; enerji altyapısı, limanlar ve sanayi tesisleri büyük zarar gördü.
Yeniden inşa maliyetinin yüz milyarlarca doları bulacağı tahmin ediliyor. Ukrayna bütçesi büyük ölçüde dış yardımlara bağımlı hale geldi.
Rusya ekonomisi ise Batı yaptırımlarıyla karşı karşıya kaldı. Bankaların uluslararası sistemden çıkarılması, teknoloji ithalatına kısıtlamalar ve enerji ambargoları Moskova üzerinde baskı yarattı.
Buna karşın Rusya, enerji ihracatını Asya’ya yönlendirerek ve savunma harcamalarını artırarak savaş ekonomisine geçti. Ancak uzun vadede teknolojiye erişim kısıtlamaları ve beyin göçü, ekonomik yapıyı zayıflatma riski taşıyor.
Küresel düzeyde ise savaş, enerji ve gıda fiyatlarında sert dalgalanmalara yol açtı. Ukrayna ve Rusya’nın buğday, mısır ve gübre ihracatındaki payı nedeniyle özellikle Orta Doğu ve Afrika ülkeleri gıda güvenliği baskısı yaşadı.
Avrupa, Rus gazına bağımlılığını azaltmak için alternatif tedarikçilere ve yenilenebilir enerjiye yöneldi. Savunma bütçeleri yükseldi; NATO’nun doğu kanadı güçlendirildi ve İskandinav ülkelerinin üyelik süreci hızlandı.
Jeopolitik açıdan savaş, Batı ile Rusya arasındaki kopuşu derinleştirdi. Moskova daha çok Çin ve Küresel Güney ülkelerine yönelirken, uluslararası sistemde bloklaşma eğilimleri güç kazandı.
Savaş, Soğuk Savaş sonrası dönemin “küreselleşme ve entegrasyon” varsayımlarını ciddi biçimde sarstı.
Rusya-Ukrayna savaşı dördüncü yılında artık yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışma değil, küresel güç dengelerini etkileyen uzun soluklu bir jeopolitik mücadeleye dönüşmüş durumda.
Taraflardan hiçbiri kesin bir askeri zafer elde edemedi, cepheler büyük ölçüde donmuş halde ancak yoğun çatışmalar sürüyor.
İnsan kaybı, ekonomik yıkım ve toplumsal travma her geçen yıl artarken, savaşın diplomatik çözüm perspektifi belirsizliğini koruyor.
Küresel ekonomi daha kırılgan, enerji ve gıda güvenliği daha stratejik, savunma harcamaları ise daha yüksek bir seviyeye taşındı.
Bu savaşın en önemli sonucu belki de uluslararası sistemin yeniden şekillenmesi oldu.
Dördüncü yılın eşiğinde tablo net: Çatışma uzadıkça maliyet artıyor, tarafların manevra alanı daralıyor ve dünya, daha parçalı ve daha rekabetçi bir döneme doğru ilerliyor.
İstanbul’da yapılan müzakerelerin ardından ABD arabuluculuğunda yürütülen temaslar, taraflar arasında kapsamlı bir barıştan ziyade çatışmanın kontrollü biçimde dondurulmasına yönelik sınırlı ve kırılgan bir uzlaşı zemininin oluştuğunu gösterdi.