DOLAR 43.98 ₺
EURO 51.06 ₺
STERLIN 58.69 ₺
G.ALTIN 7,224.54 ₺
Ç.ALTIN 12,149.41 ₺
BTC 68,450.49 $
ETH 2,014.94 $
BİST 0.00

    Körfez ülkeleri İran'ın saldırılarına ne kadar daha dayanabilir?

    SiyasetDünyaÇeviri Haberler
    Yayınlama: 3 Mart 2026 Salı 19:45 Kaynak: Haber Merkezi

    Rayhan Uddin imzalı analize göre Körfez ülkelerinin İran’ın saldırılarına ne kadar daha dayanabileceği, stok derinliği, üretim hızı ve mali sürdürülebilirliğe bağlı görünüyor.

    Körfez ülkeleri İran'ın saldırılarına ne kadar daha dayanabilir?

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına karşılık olarak Tahran yönetimi misilleme stratejisini bölgesel sınırların ötesine taşıdı.

    Popüler Gazete'nin Rayhan Uddin imzalı analizden aktardığına göre İran’ın yanıtı yalnızca İsrail ve ABD askerî varlıklarıyla sınırlı kalmadı.

    Körfez ülkelerindeki enerji altyapıları, ekonomik merkezler ve diplomatik temsilcilikler de hedef listesine dahil edildi.

    Bu çerçevede İran, bölgedeki askeri üsler, petrol ve doğalgaz tesisleri, alışveriş merkezleri, oteller ve hatta Riyad’daki büyükelçilik gibi sembolik ve stratejik alanlara yönelik saldırılarla çok katmanlı bir baskı politikası yürütüyor.

    Bu durum, çatışmanın askeri boyutunun ötesine geçerek ekonomik ve stratejik bir yıpratma savaşına dönüştüğünü gösteriyor.

    İran’ın saldırılarında öncelikli hedefler arasında Körfez’deki ABD ve İsrail askeri üsleri yer aldı.

    Bununla birlikte Suudi Arabistan’daki petrol altyapısı, özellikle Saudi Aramco tesisleri, Katar’daki doğalgaz üretim ve ihracat altyapısı, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) askeri konuşlanmalar ve ekonomik tesisler de hedef alındı.

    İran’ın Körfez genelinde askeri üslerin yanı sıra AVM’ler ve oteller gibi sivil-ekonomik merkezleri de risk altına sokması, çatışmanın psikolojik ve ekonomik etkisini artırmayı amaçladığını düşündürüyor.

    Sayısal veriler İran’ın yoğun bir füze ve insansız hava aracı (İHA) kapasitesi kullandığını gösteriyor.

    Pazar günü itibarıyla İran’ın yalnızca BAE'ye yönelik olarak 165 balistik füze, iki seyir füzesi ve 541 İHA fırlattığı bildirildi.

    BAE makamları bunların büyük bölümünü önlediklerini ve yüzde 92’nin üzerinde bir önleme oranına ulaştıklarını açıkladı.

    Benzer şekilde Katar da 65 füze ve 12 İHA ile hedef alındığını, yüzde 96’lık bir önleme oranı yakaladığını duyurdu.

    Yüksek önleme oranları taktiksel açıdan savunma başarısına işaret etse de, maliyet boyutu stratejik dengeyi farklı bir noktaya taşıyor.

    Uzmanlara göre İran’ın balistik füzeleri yaklaşık 1-2 milyon dolar, Şahed tipi kamikaze İHA’ları ise 20-50 bin dolar maliyetle üretilebiliyor.

    Buna karşılık Körfez ülkelerinin, Patriot ve THAAD gibi gelişmiş savunma sistemleriyle yaptığı hava savunma maliyeti çok daha yüksek.

    Yapılan hesaplamalar, İran’ın yüz milyonlarca dolarlık saldırı harcamasına karşılık Körfez ülkelerinin milyarlarca dolarlık savunma maliyeti üstlendiğini gösteriyor.

    Bu tablo, “ucuz saldırı–pahalı savunma” asimetrisini net biçimde ortaya koyuyor. Strateji, savunma tarafını ekonomik olarak yıpratmayı hedefliyor.

    Bu yaklaşım, Rusya’nın Ukrayna savaşında uyguladığı taktikle benzerlik gösteriyor. Ucuz ve seri üretilebilen İHA’lar, karmaşık ve pahalı hava savunma sistemlerini zorlayarak stokları eritiyor.

    ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri büyük ölçüde ABD yapımı savunma sistemlerine bağımlı olduğundan, üretim kapasitesi ve tedarik zinciri hızı kritik önem taşıyor.

    ABD-İsrail'de stoklar ne durumda?

    Çatışmanın askeri boyutu kadar dikkat çeken bir diğer unsur ise savunma tarafındaki stok ve üretim baskısı.

    ABD, önleme füzeleri ve hava savunma mühimmatlarının stoklarını yenilemek için adeta zamanla yarışıyor.

    İsrail, ABD ve Körfez ülkelerinin bugüne kadar yakaladığı yüksek önleme oranlarını ne kadar süre sürdürebileceği belirsizliğini koruyor.

    Özellikle yoğun füze ve İHA dalgaları karşısında savunma sistemlerinin sürdürülebilirliği, artık taktik değil stratejik bir mesele haline gelmiş durumda.

    ABD, İran’ın füze ve İHA kapasitesini, kendi önleyici füze stokları tükenmeden önce zayıflatmak için yoğun çaba yürütüyor.

    Uzmanlara göre, önleyici füze stokları sınırlı ve ABD mevcut üretim temposuyla bu stokları yeterince hızlı yenileyemiyor.

    ABD, İsrail ve Körfez ülkelerinin büyük ölçüde ABD yapımı sistemlere bağımlı olması, hepsinin aynı üretim hatlarına yüklenmesi anlamına geliyor, bu da darboğaz riskini artırıyor.

    Washington’un, Yemen’deki Husilere karşı yürüttüğü ve hava üstünlüğü sağlayamadan bir ay içinde yaklaşık 1 milyar dolarlık mühimmat tükettiği operasyondan ders çıkarmaya çalıştığı belirtiliyor.

    Sonuç olarak, bölgesel savunma mimarisine bakıldığında, Suudi Arabistan Körfez’in en kapsamlı hava savunma ağına sahip ülkesi konumunda.

    THAAD ve Patriot PAC-3 bataryalarının yanı sıra I-Hawk, Crotale, Shahine ve MICA gibi kısa ve orta menzilli sistemler kullanıyor. Ayrıca Çin yapımı Silent Hunter lazer sistemlerini kullanan tek Körfez ülkesi olarak öne çıkıyor.

    BAE de THAAD ve Patriot sistemlerinin yanı sıra İsrail yapımı Barak sisteminin bir versiyonunu ve Güney Kore yapımı Cheongung II’yi kullanıyor.

    Katar ise Patriot ve NASAMS III sistemlerine güveniyor, kısa menzilde Igla, Stinger, FN-6 ve Mistral gibi farklı kaynaklı sistemlere sahip.

    Kuveyt ve Bahreyn Patriot PAC-3 bataryaları işletirken, Umman daha sınırlı bir orta-uzun menzil kapasitesine sahip.

    Sonuç olarak Körfez ülkelerinin İran’ın saldırılarına ne kadar daha dayanabileceği, önleme oranlarından çok stok derinliği, üretim hızı ve mali sürdürülebilirliğe bağlı görünüyor.

    Eğer İran düşük maliyetli füze ve İHA dalgalarını istikrarlı biçimde sürdürürken ABD merkezli savunma tedarik zincirinde darboğaz devam ederse, bugün yüksek görünen savunma başarısı orta vadede ekonomik ve askeri açıdan ciddi bir yıpranma sınavına dönüşebilir.

     

    İlk Yorumu Sen Yaz
    code