ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı başlatılan askeri operasyonu kamuoyuna ilk duyurduğunda bunun kısa sürede sonuçlanacak sınırlı bir müdahale olduğunu savundu.
Popüler Gazete'nin New York Times gazetesinden aktardığı habere göre Trump yönetimi çatışmayı ABD'liler açısından “uzun vadeli sonuçları olmayan hızlı bir saldırı” olarak tanımladı.
Ancak sahadaki gelişmeler ve uluslararası değerlendirmeler, savaşın etkilerinin Washington’ın öngördüğünden çok daha geniş bir alana yayıldığını gösteriyor.
Analize göre, İran ile ABD arasında tırmanan çatışma yalnızca bölgesel bir askeri kriz değil, küresel güvenlik mimarisini ve ekonomik dengeleri sarsabilecek bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlar, savaşın etkilerinin son yıllarda Orta Doğu’da yaşanan diğer çatışmalardan çok daha geniş çaplı olduğunu vurguluyor.
Çatışmanın başlamasından bu yana geçen iki haftadan kısa sürede enerji piyasalarından ticaret yollarına, seyahat güvenliğinden stratejik ittifaklara kadar pek çok alanda dengeler değişmeye başladı.
Bölgesel gerilimden genellikle sınırlı şekilde etkilenen ülkeler dahi doğrudan risk altına girdi.
Örneğin Kıbrıs ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkeler, İran’ın doğrudan saldırılarıyla karşı karşıya kaldı.
Bu durum, çatışmanın artık yalnızca iki ülke arasındaki bir askeri gerilim olmaktan çıkıp bölgesel güvenlik krizine dönüştüğüne işaret ediyor.
Analistler ayrıca savaşın siyasi sonuçlarının da geniş kapsamlı olabileceğini belirtiyor.
ABD’de yaklaşan ara seçimler üzerindeki etkisi, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın gidişatı ve Çin’in ekonomik stratejisi bu çatışmanın dolaylı sonuçlarından etkilenebilecek başlıklar arasında gösteriliyor.
Savaş, Orta Doğu'yu doğrudan ve somut bir şekilde etkiliyor.
Bölge genelindeki saldırılar binden fazla insanın ölümüne ve özellikle Tahran'da hayati öneme sahip altyapıya ve çevreye ciddi zararlar verdi.
İsrail'in yakıt depolarına düzenlediği hava saldırılarının ardından ülke genelinde zehirli duman yayıldı ve siyah yağmur yağdı.
Çatışmanın tırmanması halinde en kritik senaryolardan biri, İran’ın dünya petrol ticaretinin en önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı uzun süre kapatma ihtimali.
Böyle bir adımın küresel enerji piyasalarında büyük bir şok yaratacağı değerlendiriliyor.
Nitekim çatışmanın ilk günlerinde dahi bazı petrol tankerlerinin geçişlerini durdurmasıyla birlikte petrol fiyatları hızla yükselerek varil başına 100 doların üzerine çıktı.
Bu gelişme dünyanın birçok ülkesinde akaryakıt fiyatlarının kısa sürede artmasına yol açtı.
Ekonomi uzmanları, krizin uzaması halinde küresel ekonomide ciddi bir enflasyon dalgasının tetiklenebileceği uyarısında bulunuyor.
Bu senaryo, 1979’daki İran Devrimi sonrası yaşanan ve ekonomik büyümenin yavaşlarken fiyatların hızla yükseldiği “stagflasyon” dönemine benzer bir tabloya yol açabilir.
Çatışmanın etkileri yalnızca Orta Doğu ile sınırlı değil.
Dünyanın en büyük enerji ithalatçılarından biri olan Çin için ucuz petrole erişimin zorlaşması önemli bir risk oluşturuyor.
Bunun yanı sıra Çinli ihracatçılar, son yıllarda Orta Doğu pazarına giderek daha fazla bağımlı hale geldi.
Bölge ekonomilerinde yaşanacak bir daralma, Çin mallarına olan talebi azaltarak ülkenin büyüme hızını da olumsuz etkileyebilir.
Öte yandan yüksek petrol fiyatları bazı ülkeler için avantaj sağlayabilir.
Analistlere göre artan enerji fiyatları, petrol gelirlerine büyük ölçüde bağımlı olan Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını finanse etmesini kolaylaştırabilir.
Avrupa’da ise farklı bir endişe hakim.
Avrupalı güvenlik uzmanları, ABD ve müttefiklerinin İran’a karşı kullanacağı füze ve mühimmatın artmasının, Ukrayna’nın Rus saldırılarına karşı savunmasında ihtiyaç duyduğu askeri kaynakları azaltabileceği görüşünde.
Çatışma ABD içinde de tartışma yaratmış durumda. Kamuoyu araştırmaları, savaşın önceki Orta Doğu müdahalelerine kıyasla daha düşük toplumsal destek gördüğünü ortaya koyuyor.
Muhalefetteki Demokratlar ise yükselen enerji fiyatlarını ve ekonomik baskıyı yaklaşan ara seçimler öncesinde siyasi bir kampanya unsuru olarak kullanmaya başladı.
Avrupa başkentlerinde en büyük kaygı ise savaşın sonrasına ilişkin net bir planın bulunmaması.
Avrupa liderleri, ABD ve İsrail’in İran’da olası bir rejim değişikliği veya savaş sonrası siyasi düzen konusunda açık bir strateji ortaya koymadığını belirtiyor.
Diplomatik çevrelerde, net bir çıkış planı olmadan devam eden çatışmanın Orta Doğu’da uzun yıllar sürebilecek yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratabileceği uyarıları yapılıyor.
Washington yönetimi savaşın etkilerinin geçici olduğunu savunmaya devam etse de birçok uzman bu değerlendirmeye katılmıyor.
Analistlere göre çatışma uzar ya da bölgesel bir savaşa dönüşürse, enerji piyasalarından küresel ticarete, askeri ittifaklardan siyasi dengelere kadar dünya düzenini yeniden şekillendirebilecek sonuçlar ortaya çıkabilir.
Bu nedenle ABD/İsrail–İran gerilimi artık yalnızca ülkeler arasındaki bir askeri kriz değil, küresel sistemin geleceğini belirleyebilecek kritik bir sınav olarak görülüyor.