ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik başlattığı geniş çaplı askeri operasyonun ardından, uluslararası kamuoyunda ve birçok analiz merkezinde Tahran yönetiminin ciddi bir varoluşsal krizle karşı karşıya olduğu değerlendirmeleri yapılmıştı. Ancak savaşın 100 günü aşmasıyla ortaya çıkan tablo, beklentilerin aksine İran rejiminin ayakta kalmayı başardığını gösteriyor.
Popüler Gazete'nin Jonathan Gornall imzalı analizden aktardığına göre bahis platformlarından istihbarat raporlarına, uzman değerlendirmelerinden İran içinden gelen gözlemlere kadar birçok veri, rejimin ağır baskı altında olmasına rağmen çöküşün yakın olmadığına işaret ediyor.
Çatışmaların başladığı günlerde tartışmalı tahmin platformu Polymarket'te kullanıcıların yalnızca yüzde 59'u İran rejiminin saldırılardan sağ çıkacağına inanıyordu.
Aynı dönemde katılımcıların yüzde 55'i rejimin 2027 yılı sonuna kadar çökeceğini öngörüyordu. Ancak savaşın uzaması ve İran'ın beklenenden daha dirençli bir performans sergilemesiyle birlikte bu beklentiler tersine döndü.
Haziran ayı itibarıyla bahisçilerin yüzde 99'u rejimin ayakta kalacağını düşünürken, yalnızca yüzde 1'i ay sonuna kadar bir çöküş yaşanacağını öngörüyor.
İran ile ABD-İsrail arasında zaman zaman bozulan ateşkesler, devam eden saldırılar ve Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim sürerken, Tahran yönetimi siyasi ve askeri yapısını korumayı başardı.
Uzmanlara göre bunun temel nedenlerinden biri, İran devletinin uzun yıllardır yaptırımlar, ekonomik krizler ve iç huzursuzluklar karşısında geliştirdiği dayanıklılık kapasitesi.
Soufan Center Kıdemli Direktörü Caroline Rose, ABD ve İsrail'in baskısının İran ekonomisi ve güvenliği üzerinde ciddi etkiler yarattığını belirtirken, bunun rejim için doğrudan varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu söylemenin mümkün olmadığını ifade etti.
Rose'a göre İran yönetimi geçmişte uluslararası yaptırımlar, su kıtlığı, altyapı sorunları ve toplumsal protestolar karşısında da benzer baskılarla mücadele ederek ayakta kalmayı başardı.
Buna karşın İran içinde farklı bir ruh hali hâkim.
Ülkeden gelen haberler özellikle savaşın ilk günlerinde rejimin zayıflayacağına ve siyasi değişimin önünün açılacağına inanan kesimlerde büyük bir hayal kırıklığı yaşandığını ortaya koyuyor.
İran'ın çeşitli kentlerinde yapılan görüşmelerde, savaşın ardından beklenen dönüşümün gerçekleşmemesinin umutsuzluğu artırdığı belirtiliyor.
Yaklaşık 1.700 sivilin hayatını kaybettiği, ekonomik koşulların daha da ağırlaştığı ve günlük yaşamın zorlaştığı bir ortamda toplumun hem iktidar yanlıları hem de muhalifleri arasında belirsizlik hissi güçlenmiş durumda.
Ancak uzmanlar, toplumsal hoşnutsuzluğun henüz rejimi tehdit edecek düzeye ulaşmadığı görüşünde.
Rose, İran güvenlik kurumlarının toplum üzerindeki sıkı kontrolünün yönetimin ayakta kalmasında kritik rol oynadığını vurguladı.
Eski İngiltere'nin Suudi Arabistan, Irak ve Suriye büyükelçisi Sir John Jenkins ise İran ekonomisinin "şok edici derecede kötü durumda" olduğunu belirtti.
Para birimindeki değer kaybı, yüksek enflasyon, sanayi üretimindeki gerileme, petrol ihracatındaki düşüş ve enerji altyapısına verilen zararların ülkeyi ciddi şekilde yıprattığını ifade eden Jenkins, buna rağmen rejimin iç muhalefete yönelik baskıyı artırarak kontrolü elinde tutmayı başardığını söyledi.
Askeri alanda da dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor.
ABD istihbaratından sızan değerlendirmelere göre İran, savaş sırasında zarar gören füze altyapısının büyük bölümünü kısa sürede onarmayı başardı.
Mayıs ortası itibarıyla Hürmüz Boğazı'na bakan füze rampalarının büyük kısmının yeniden hizmete girdiği, mobil füze sistemlerinin önemli bölümünün kullanılabilir durumda olduğu ve savaş öncesi füze stoklarının yaklaşık yüzde 70'inin korunduğu değerlendiriliyor.
Bu veriler, Washington yönetiminin İran'ın askeri kapasitesinin büyük ölçüde yok edildiği yönündeki açıklamalarıyla çelişiyor.
Leiden Üniversitesi'nden tarihçi ve uluslararası ilişkiler uzmanı Andrew Gawthorpe'a göre mevcut tabloda İran, beklenenden daha güçlü bir pozisyonda bulunuyor.
Gawthorpe, Tahran'ın zaman zaman gerilimi yeniden tırmandırmaktan çekinmediğini, buna karşılık ABD Başkanı Donald Trump'ın çatışmanın büyümesini önlemek için daha temkinli davrandığını belirtti.
Uzman, yaklaşan ara seçimler ve ekonomik sorunların Washington'un hareket alanını daralttığını savunuyor.
Buna rağmen birçok analist, İran'ın yalnızca ayakta kalmasının uzun vadeli başarı anlamına gelmediği görüşünde.
Chatham House Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Direktörü Sanam Vakil, savaş sonrası dönemin belirleyici olacağını ifade etti.
Vakil'e göre İran yönetimi, hayatta kalmayı ekonomik toparlanma sağlayacak diplomatik bir anlaşmaya dönüştüremezse iç siyasi meşruiyet sorunları yaşamaya devam edecek.
Uzmanlar önümüzdeki döneme ilişkin üç olası senaryo üzerinde duruyor: İran ile ABD arasında daha kapsamlı müzakerelere zemin hazırlayacak bir mutabakatın sağlanması, sonuçsuz kalan uzun müzakere süreçlerinin yaşanması veya mevcut "ne savaş ne barış" durumunun sürmesi. Özellikle Körfez ülkeleri açısından ilk senaryo en olumlu seçenek olarak görülüyor.
Sonuç olarak, İran rejiminin kısa vadede çökeceğine yönelik beklentiler büyük ölçüde zayıflamış durumda.
Ekonomik açıdan ağır yaralar alan ve bölgesel nüfuzu zayıflayan Tahran yönetimi, buna rağmen güvenlik aygıtı ve askeri kapasitesi sayesinde iktidarını koruyor.
Ancak uzmanlara göre asıl soru artık rejimin hayatta kalıp kalmayacağı değil, savaş sonrasında ortaya çıkacak yeni bölgesel düzende nasıl bir konum elde edeceği.