ads
DOLAR 49.18 ₺
EURO 55.40 ₺
STERLIN 65.36 ₺
G.ALTIN 6,542.72 ₺
Ç.ALTIN 10,850.27 ₺
BTC 86,462.95 $
ETH 2,737.20 $
BİST 0.00
    SON DAKİKA

    Husiler yeni Hizbullah mı?

    DünyaÇeviri Haberler
    Yayınlama: Kaynak: Haber Merkezi

    Yemen merkezli ve Kızıldeniz'de uluslararası denizcilik üzerinde kontrol kuran milis güçlerini anlamak, onların kökenlerini, bağlamını ve bölgesel ittifaklarını anlamayı gerektirir.

    Husiler yeni Hizbullah mı?

    Dünya gündeminin önemli başlıklarından biri haline gelen Husilerin, on yıl önce Yemen'in kuzeybatısındaki Saada dağlarında ortaya çıkan yerel bir hareket olduğu çoğu zaman gözden kaçıyor.

    Popüler Gazete'nin Abdullah Alrebh imzalı analizden aktardığına göre başlangıçta toplumsal ve siyasi şikayetlerin ardından şekillenen hareket, Yemen hükümetiyle yürüttüğü mücadele boyunca giderek daha fazla silahlandı.

    Zaman içerisinde ülke içinde silahlı bir çatışmanın tarafı haline gelen Husiler, 2014 yılında başkent Sana'nın kontrolünü ele geçirerek Yemen'in siyasi ve askeri dengelerini kökten değiştirdi.

    Hareketin etkisi, Sana'nın ele geçirilmesinden bu yana yalnızca Yemen sınırları içerisinde kalmadı.

    Son yıllarda Husiler, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz trafiğini ve komşu Körfez ülkelerini hedef alırken, askeri faaliyetlerini İsrail'in Gazze'deki savaşı ve ABD-İsrail'in İran'a yönelik savaşıyla ilişkilendirdi.

    Böylece Husiler, artık yalnızca Yemen içindeki bir aktör olmaktan çıkarak deniz güvenliği ve küresel ticaret üzerinde doğrudan etkisi bulunan devlet dışı silahlı bir aktöre dönüştü.

    Bu dönüşümde Yemen'deki devlet kurumları ve ordunun zayıflığı kadar yabancı devletlerin Yemen arenasındaki çıkarları da etkili oldu.

    Hareketin büyümesi

    Husi hareketinin, diğer pek çok siyasi ve silahlı oluşum gibi, tarihsel kökenlerine inilerek anlaşılması gerekiyor.

    Ensarullah olarak da bilinen Husi hareketinin tarihsel ve sembolik kökenleri, Zeydiliğin Yemen'in siyasi ve toplumsal tarihindeki konumuyla doğrudan bağlantılı.

    Yemen'de Zeydilik yalnızca bir hukuk ekolü veya teolojik akım olmadı.

    Aynı zamanda imamlık devleti, yönetim anlayışı ve kuzeydeki alimler, önde gelen aileler ve kabileler arasındaki karmaşık ittifak ağlarıyla iç içe geçmiş geniş bir siyasi ve toplumsal geleneğe dönüştü.

    Husilerin dönüşümü

    1990 yılında Kuzey ve Güney Yemen'in birleşmesinin ardından ülkede derin siyasi ve dini değişimler yaşandı.

    Zeydi nüfusun uzun süredir güçlü olduğu kuzey bölgelerinde Selefi faaliyetler yaygınlaşmaya başladı.

    Farklı Selefi akımlarla bağlantılı eğitim ve toplum merkezleri giderek daha görünür hale gelirken, Zeydi elitleri ve alimleri kendi geleneklerine yönelik bir tehdit algılamaya başladı.

    Bu ortamda, dini ve sosyal kimliğinin gerilediğini düşünen Zeydi topluluğunda mirası yeniden canlandırmaya yönelik girişimler ortaya çıktı.

    1990'larda Saada'da kurulan "İnançlı Gençlik" hareketi de bu atmosferin ürünüydü. Hareket, Zeydi mirasını canlandırmayı amaçlayan bir eğitim ve kültür yapılanması olarak ortaya çıktı.

    Hareketin kullandığı slogan, "Allah büyüktür, Amerika'ya ölüm, İsrail'e ölüm, Yahudilere lanet olsun, İslam'a zafer" ifadeleriyle şekillendi.

    Yemen'deki Zeydilik bu süreçte geleneksel dini çalışmalardan siyaset ve yönetime doğru evrilmeye başladı.

    Hareket, yerel çatışmasını daha geniş bölgesel denklemlere bağlayarak ulusal sınırların ötesine geçebilen bir devlet dışı aktör haline geldi.

    Sana'nın 2014 yılında ele geçirilmesi hareketin gelişiminde stratejik bir dönüm noktası oluşturdu.

    Husiler, çevre bölgelerde silahlı protestolar gerçekleştiren bir yapı olmaktan çıkarak idari, askeri ve güvenlik kurumlarını kontrol eden, büyük nüfus merkezlerini yöneten ve kaynaklarla kamusal yaşam üzerinde kendi yönetim modellerini uygulamaya çalışan bir güce dönüştü.

    İran ve müttefikleri

    Husilerin geçirdiği yapısal dönüşüm, Yemen'deki gelişmelerden ve bölgesel dengelerden bağımsız düşünülemez.

    Savaş, grubun askeri yapısını yeniden şekillendirirken ileri teknolojilere olan ihtiyacını da artırdı. Bu dönem aynı zamanda İran'ın Yemen'in jeopolitik önemini yeniden değerlendirdiği bir süreç oldu.

    Husiler, Tahran'a hayati öneme sahip bir deniz yolu güzergahının yakınında stratejik bir dayanak noktası sunuyordu.

    Bunun karşılığında ise grup, daha önce yerel bir harekete sağlanması mümkün olmayan silah, finansman ve uzmanlık imkanlarına erişebildi.

    Bu süreç, İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu ve İran'ın Lübnan'daki müttefiki Hizbullah'ın doğrudan müdahalesiyle daha da güçlendi.

    Son dönemde Babu'l Mendeb Boğazı'na yönelik saldırılar, Kızıldeniz'e açılan bu stratejik geçidin önemini bir kez daha ortaya koydu.

    Birleşmiş Milletler uzmanları ve çeşitli analistlerin raporlarında da belgelendiği üzere, bu çıkar örtüşmesi Husilerin sınır ötesi askeri kapasiteye sahip bir aktöre dönüşmesine katkı sağladı. Bununla birlikte hareket, kendi otoritesini yönetirken belirli ölçüde yerel özerkliğini korumayı da başardı.

    İran-Husi-Hizbullah

    İran-Husi-Hizbullah ilişkisini yalnızca Şii mezhepsel bağlılık üzerinden açıklamak ilişkinin karmaşıklığını tam olarak yansıtmıyor.

    Zeydilik, 12 İmam Şiiliğinden temelden farklı olduğu gibi, Husiler de dini otoritelerini Tahran'a tabi kılmıyor.

    Buna rağmen ideolojik yakınlaşma hiçbir zaman ittifakın tek ön koşulu olmadı. İlişkinin temelinde jeopolitik çıkarlar ve çatışma dönemlerinde örtüşen hedefler bulunuyor. 

    Yemen'in aşiret yapısı Lübnan'dan farklı olsa da Husilerin zaman içerisinde biriktirdiği örgütsel ve askeri deneyim ile kontrol ettikleri bölgeleri yönetme kapasitesi bakımından dikkat çekici benzerlikler bulunuyor.

    Bu benzerlik bir eşdeğerlik anlamına gelmiyor. Ancak hem Hizbullah hem de Husiler, İran'ın "Direniş Ekseni" olarak tanımlanan bölgesel ağı içerisinde faaliyet göstererek bölgesel ölçekte etkili olabilen silahlı aktörlere dönüştü.

    Kızıldeniz'de yeni aşama

    2023 yılında Gazze'de savaşın başlamasının ardından Husilerin Kızıldeniz'deki gemi trafiğine yönelmesi, hareketin dönüşümünde yeni ve kritik bir aşama oluşturdu.

    Husiler ticari gemileri hedef alırken bu askeri faaliyetlerini doğrudan Gazze'deki savaşla ilişkilendirdi. Böylece hem Yemen içinde hem de uluslararası kamuoyunda siyasi ve askeri kimliklerini yeniden tanımlamaya çalıştılar.

    Yemen'deki bir aktör olmaktan çıkarak deniz güvenliği ve uluslararası ticaret üzerinde etkili olabilen bir yapıya dönüştüler.

    İç politikada Filistin davasına verilen destek, Husilerin toplumsal tabanını harekete geçirmelerine yardımcı oldu.

    Aynı zamanda Yemen'deki ekonomik kriz ve gerileyen kamu hizmetleri konusunda artan hoşnutsuzluğun farklı bir yöne kanalize edilmesine de imkan sağladı.

    Husilerin yaklaşımı, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı tamamen kapatma stratejisinden de farklılık gösteriyor.

    Husiler Babu'l Mendeb'i tamamen kapatacaklarını ilan etmek yerine Suudi gemilerini veya Suudi petrolünü hedef alacaklarını açıkladı.

    Hizbullah'ın İsrail ve ABD'ye karşı İran'ın baskı araçlarından biri olarak oynadığı role benzer biçimde Husiler de dünya ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği Kızıldeniz üzerinden baskı oluşturabilecek bir aktör konumuna geldi.

    Husilerin gücü yalnızca Zeydi dini mirasından veya İran'dan aldığı dış destekten kaynaklanmıyor. Hareketin asıl gücü, Yemen'deki devlet kurma krizini kullanarak yerel ve bölgesel dinamikleri aynı güç yapısı içerisinde birleştirebilmesinde yatıyor.

    İlk Yorumu Sen Yaz
    code