Suriye’de geçiş dönemi adaletinin ilk somut adımlarından biri olarak görülen dava süreci, tarihi bir duruşmayla başladı.
Şam'da düzenlenen yargılamalar, on yıllarca süren sistematik baskı, işkence ve toplu katliamlardan Esed rejimini sorumlu tutmaya yönelik ilk ulusal girişim olma özelliğini taşıyor.
Ceza Mahkemesi Hakimi Fahreddin Aryan’ın “Birinci sanık Beşşar Esed” sözleriyle açılan oturum, uzun yıllar ülkede zulümlere imza atan bir rejimin hukuki olarak sorgulanmasının da sembolü oldu.
Aryan, "Bugün Suriye'de geçiş dönemi adaletinin ilk duruşmalarına başlıyoruz" dedi.
Popüler Gazete'nin Anas Zaki imzalı analizden aktardığına göre 8 Aralık 2024'te devrimciler tarafından devrilen Beşşar ve Suriye ordusu 4. Zırhlı Tümeni'nin eski komutanı olan kardeşi Mahir gıyaben yargılandı.
Ancak kuzenleri Atıf Necib mahkeme salonunda, sanık kafesinde yer aldı.
Duruşmada hakim Necib'e soru sormadı, ikinci duruşmayı 10 Mayıs'a erteledi.
Bu dava, 53 yılı aşkın süredir devam eden Esed ailesi yönetiminden sonra geçiş sürecindeki bir ülke için çok önemli bir dönüm noktası.
Yüzbinlerce insanın ölümünden ve işkencelerden sorumlu tutulan isimlerin yargılanması, kurban yakınları için uzun süredir beklenen bir adım olarak görülüyor.
Bazı aileler adalet talebiyle mahkeme salonuna akın ederken, bazı kurban aileleri Atıf Necib’in, olayların başladığı yer olan Dera’daki El-Ömeri Camii meydanında idam edilmesini talep etti.
Duruşmanın kamuya açık yapılması, şeffaflık ve yargı bağımsızlığını güçlendirme amacı taşıyor.
Yetkililere göre bu dava, ciddi ihlallere karışan çok sayıda kişiyi kapsayacak uzun bir yargılama sürecinin ilk adımı.
Şam Başsavcısı Hüssem Hattab, Atıf Necib'in yargılanmasının sembolik önemine dikkat çekerek, 2011’de barışçıl göstericilere ateş açılması emrini veren ilk yetkililerden biri olduğunu hatırlattı.
Hattab, bu davanın “ihlaller zincirinin başlangıcındaki isimden hesap sorma” anlamı taşıdığını ve davanın, Esed rejimindeki sorumluların sistematik biçimde yargılanacağına dair güçlü bir mesaj verdiğini belirtti.
Eski rejimin devrilmesinden bu yana birçok isim tutuklanırken, bazı üst düzey yetkililerin ise başta Rusya olmak üzere farklı ülkelere kaçtığı biliniyor.
Esed rejiminden yetkililerin hakim karşısına çıkması, Suriye'deki mutlak cezasızlık döneminin kesin olarak sona erdiğinin güçlü bir işareti olarak değerlendirilebilir.
Esed döneminde yaşananlar, artık “devlet politikası” değil, yargılanabilir suçlar olarak tanımlanıyor.
Öte yandan bazı uzmanlar, oluşan iyimserliğin, Suriye’de henüz tam anlamıyla kurulmamış olan geçiş dönemi adaleti mekanizmalarındaki eksikleri gölgelememesi gerektiğini vurguluyor.
Davanın uluslararası boyutu da tartışma yaratıyor. Sürecin, Rusya’dan Beşşar Esed'in iadesini talep etmenin önünü açıp açmayacağı önemli bir soru olarak öne çıkıyor.
Olası bir mahkumiyet kararı teorik olarak Moskova üzerindeki “dokunulmazlık kalkanını” zayıflatabilir ve uluslararası toplum için bir gerekçe oluşturabilir.
Ancak pratikte bağlayıcı uluslararası kararlar ve iade anlaşmalarının bulunmaması, Rusya’nın böyle bir talebi reddetmesini kolaylaştırıyor.
Esed aleyhinde çıkabilecek bir karar, Rusya’dan iade talep etmek için güçlü bir hukuki araç oluşturmuyor.
Bunun temel nedeni ise Suriye’de yürürlükte olan ceza mevzuatının savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım gibi uluslararası suçları açık biçimde tanımlamaması.
Öte yandan uzmanlar, davanın tamamen etkisiz olduğu görüşünde değil.
Bu süreç, Uluslararası Ceza Mahkemesi düzeyinde doğrudan bir dava açılmasına yeterli hukuki zemin sağlamasa da, gelecekte kullanılabilecek delil ve tanıklıkların kayda geçirilmesi açısından önemli bir “belgesel arşiv” oluşturuyor.
Tüm bu değerlendirmeler ışığında, Suriye’de açılan davanın kısa vadede Beşşar Esed'in Rusya’dan iadesini sağlaması düşük bir ihtimal olarak görülüyor.
Ancak süreç, sembolik etkisinin ötesinde, uzun vadeli bir hukuki ve siyasi zemin oluşturma potansiyeli taşıyor.
Bu çerçevede Esed ve yakın çevresine yönelik yargılamalar, bir yandan kurbanların hafızasında “sembolik bir adalet” duygusu yaratırken, diğer yandan uluslararası arenada kullanılabilecek bir baskı aracına dönüşüyor.
Uzmanlara göre bu davanın gerçek gücü, Esed'i kısa vadede cezalandırmasından ziyade, gelecekte kendisi ve müttefikleri üzerinde sürekli bir hukuki baskı unsuru oluşturma niteliği taşımasında yatıyor.