Trump'ın Hürmüz ablukası ne anlama geliyor?
İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki son hamlesi, küresel enerji ve deniz ticareti açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.
Tahran yönetimi, boğazı fiziksel olarak mayınlayarak kapatmak yerine, geçişleri kısıtlayan ve seçici hale getiren bir uygulamaya yöneldi.
Bu adım, özellikle ABD ve İsrail gibi “düşman” olarak tanımlanan ülkelere ait gemilerin geçişini yasakladı.
Popüler Gazete'nin Muhammed Ebu Hasabo imzalı analizden aktardığına göre İran, Körfez’e kıyısı olan ülkelerin gemileri ile kendi petrol ihracatını sürdüren tankerlerin geçişine izin vererek boğazı tamamen kapatmadı.
Günlük yaklaşık 1,5 milyon varillik petrol ihracatını sürdürmeye devam eden Tahran, bu süreçte fiili bir abluka uygulayarak küresel ticaret akışını kendi kontrolü altına aldı.
Böylece İran, hem ithalat ve ihracatını korudu hem de uluslararası kamuoyu önünde boğaz üzerinde baskı kurdu.
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı ve İran limanlarına yönelik deniz ablukası çağrısı, “ablukaya karşı abluka” olarak yorumlandı.
Bu senaryoda İran’ın boğazdan tamamen dışlanması, ülkenin petrol ve petrol dışı ihracatını ciddi biçimde sekteye uğratarak ekonomisini derinden sarsabilecek bir risk olarak öne çıkıyor.
İran'ın kar ve zararları
Boğazdaki gerilim, petrol fiyatlarına da doğrudan yansıdı. Savaş öncesinde varil başına 75-80 dolar seviyesinde seyreden fiyatlar, çatışma sürecinde 120-126 dolara kadar yükseldi.
Bu artış, İran’a günlük ortalama 60 milyon dolarlık ek gelir sağladı. Ancak ihracatının yaklaşık yüzde 90’ını Çin’e indirimli fiyatlarla gerçekleştirmesi nedeniyle, net ek kazancın yaklaşık 45 milyon dolar civarında olduğu değerlendiriliyor.
Mevcut fiyatlarla İran’ın günlük petrol geliri yaklaşık 150 milyon dolara, aylık geliri ise 4,5 milyar dolara ulaşıyor.
İran, "ablukaya karşı ablukanın" uygulanmasından sonra bundan mahrum kalacak
Diplomatik kaynaklara göre, Pekin yönetimi, 7 Nisan’da ilan edilen iki haftalık ateşkesin Tahran tarafından kabul edilmesinde kritik rol oynadı.
Uzmanlar, Çin’in artan ekonomik baskı nedeniyle İran üzerinde yeniden etkili olabileceğini ve Tahran’ı müzakere masasında taviz vermeye zorlayabileceğini belirtiyor.
Gemilerin rotasını değiştirmek
İran’ın uyguladığı bir diğer dikkat çekici strateji ise gemi rotalarını fiilen değiştirmesi oldu.
Resmi denizcilik rotalarına dokunmadan, gemileri Ebu Musa Adası ile Büyük ve Küçük Tunb adaları yerine, kendi kıyılarına daha yakın olan Keşm Adası ve Larak Adası arasındaki koridora yönlendirdi. Bu hamleyle İran, boğazda fiili bir kontrol hattı oluşturdu.
Savaş öncesinde ücretsiz olan geçişler, bu süreçte İran makamlarından izin alınmasına, önceden koordinasyona ve bazı durumlarda ücret ödenmesine bağlandı.
Tahran yönetimi, “dost” veya “tarafsız” gemilere seçici geçiş izni verirken, “düşman” olarak gördüğü ülkelere ait gemileri engelledi.
Bu kapsamda insansız hava araçları, deniz mayınları ve sürat tekneleriyle sıkı denetim uygulandı.
Artan riskler nedeniyle birçok denizcilik şirketi rotalarını Afrika’daki Ümit Burnu üzerinden geçecek şekilde değiştirmek zorunda kaldı.
Savaş öncesinde boğazdan günlük 130-150 gemi geçerken, bu sayı çatışma sürecinde günde 5 gemiye kadar düştü.
Sonuç
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmeler, küresel enerji piyasaları ve ticaret yolları üzerinde derin etkiler yaratmaya devam ediyor.
İran’ın doğrudan kapatma yerine kontrol ve yönlendirme stratejisi, klasik abluka anlayışının ötesinde yeni bir model ortaya koyuyor.
"Ablukaya karşı abluka” senaryosu ise hem bölgesel hem de küresel ekonomik dengeleri daha da sarsabilecek potansiyel bir kriz olarak değerlendiriliyor.