Suriye ordusunun SDG karşısındaki kazanımları İsrail'i neden tedirgin ediyor?
Bu ayın başlarında Paris’te İsrail ve Suriye arasında müzakerelerin yeniden başlaması, ilk etapta İsrail medyasında geniş yankı uyandırmadı.
Ancak Suriye ordusunun Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı sahada elde ettiği kazanımlar ve SDG’nin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesine yönelik bir anlaşmaya varılmasıyla birlikte, son günlerde konu yeniden manşetlere taşındı.
Popüler Gazete'nin Michael Harari imzalı analizden aktardığına göre bu süreçte İsrail medyası, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın "cihatçı" geçmişini gündeme getirerek, İsrail’in güvenlik çıkarlarını karşılama niyetini ve kapasitesini sorgulamaya başladı.
Mevcut tabloya ilişkin dört temel gözlem öne çıkıyor.
1- İsrail’in Suriye hükümetine yönelik şüpheleri
İsrail'in bu konudaki şüpheleri belirgin biçimde artmış durumda. Özellikle İsrail’in Golan Tepeleri’nde kontrol altına aldığı alanlardan çekilmesi halinde, bunun hayati güvenlik çıkarları açısından ciddi riskler doğuracağı değerlendiriliyor.
2- Suriye hükümeti ile SDG arasında sağlanan ateşkes
Söz konusu ateşkes, “Kürtlerin yenilgisi” vurgusu üzerinden yoğun ilgi gördü.
Bu gelişmenin İsrail ve Türkiye açısından sonuçları tartışılırken, Türkiye’nin sürecin en büyük kazananı olduğu yorumları öne çıktı.
İsrailli askeri kaynaklar, Suriye’nin güneyinden çekilmek zorunda kalınmasından endişe duyuyor.
3-Suriye'deki Dürziler
Suriye hükümeti ile SDG arasındaki çatışmanın seyri ışığında, İsrail hükümetinin Dürzi topluluğunun korunmasına yönelik etkisinden vazgeçmeyi kabul edebileceği yönünde kaygılar da gündeme geliyor.
4-İsrail’de güvenlik bürokrasisi ile siyasi liderlik arasındaki ayrışma
Medyaya yansıyan değerlendirmelere göre, askeri yetkililer daha geniş güvenlik marjları oluşturma arayışında ve Suriye sınırından gelebilecek yeni bir sürprizden endişe ediyor.
Anlaşma hala mümkün mü?
Bu durum, İsrail ile Suriye arasında bir güvenlik anlaşması ihtimalinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Ancak ortaya çıkan tablo, dikkatle değerlendirilmesi gereken bazı sonuçlara işaret ediyor.
-İsrail’in, Şara hükümeti ile SDG arasında imzalanan son anlaşmanın niteliğini ve bunun ne ölçüde SDG'nin teslimiyeti anlamına geldiğini yakından incelemesi bekleniyor.
Bu inceleme, İsrail’in Dürzi azınlık ve SDG'lilere ilişkin tutumu açısından belirleyici olacak.
-Türkiye boyutu ise son derece hassas görülüyor.
İsrailli karar alıcıların, bu sürecin Türkiye’nin Suriye’deki müdahalesi ve uzun vadeli etkileri açısından ne anlama geldiğini kapsamlı biçimde değerlendirmeleri gerekecek.
-Suriye ile bir güvenlik anlaşmasına doğru ilerleme sağlanması halinde, İsrail siyasi liderliğinin bunu kamuoyuna geçmişe kıyasla daha iddialı ve ikna edici bir şekilde anlatması gerekecek.
Erken seçim ihtimali de dahil olmak üzere, İsrail iç siyasetindeki gelişmeler bu noktada kritik rol oynayacak.
-ABD'nin boyutu da denklemin önemli bir parçası.
İsrail, Başkan Donald Trump’ın Suriye’de Şara hükümetini istikrara kavuşturma isteğini ve hem Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile olan yakın ilişkilerini açık biçimde görüyor.
Şu ana kadar neler üzerinde anlaşmaya varıldı?
Paris’te bu ayın başlarında yapılan görüşmelerde resmi bir anlaşmaya varılmamış olsa da, çeşitli mutabakatların oluştuğu belirtiliyor.
Bunların başında şu konular geliyor:
-Yanlış hesaplamaların önlenmesi ve düzenli aralıklarla toplanmak üzere bir mekanizma kurulması.
-Güven artırıcı önlemler konusunda uzlaşı sağlanması.
-Suriye'nin güneyinde Dürzi azınlığın korunmasına ilişkin, bunun dış müdahale ya da güç kullanımı olmaksızın çözülmesi gereken iç bir Suriye meselesi olduğu konusunda mutabakata varılmış gibi görünüyor.
-İsrail medyasında, Esed rejiminin çöküşünün ardından ele geçirilen topraklardan İsrail’in çekilmesinin kapsamına dair herhangi bir ayrıntı yer almadığına dikkat çekiliyor.
-Adı açıklanmayan üst düzey bir ABD'li yetkiliye göre, ABD iki tarafın Ürdün’de ortak bir operasyon merkezi kurmasını ve sınırın her iki tarafında askerden arındırılmış bir bölge oluşturmasını önerdi.
Sırada ne var?
Sonuç olarak Washington’un, İsrail’in hayati güvenlik kaygılarını dikkatle dinleyeceği belirtiliyor.
Bu nedenle Suriye’deki son gelişmelerin ve bunların İsrail’de doğru ya da yanlış algılanma biçiminin yaratacağı etkiler büyük önem taşıyor.
İsrail–Suriye anlaşmasına yönelik ciddi engeller varlığını korusa da, analize göre bu engeller aşılmaz değil.
Özellikle SDG ile ilgili son gelişmeler bağlamında daha fazla açıklığa ihtiyaç duyuluyor ve bu yönde arayış sürüyor.
Bu süreçte İsrail hükümetinin, olası bir anlaşma için İsrail kamuoyunun desteğini kazanmak amacıyla daha incelikli ve kapsamlı bir iletişim stratejisi yürütmesi gerekecek.
Sonuç olarak, Suriye ordusu ile SDG arasındaki dengelerin Suriye hükümeti lehine değişmesi, İsrail açısından hem kuzey sınırındaki güvenlik hesaplarını yeniden gözden geçirmesine hem de Kürtler ve Dürziler üzerinden yürüttüğü denge politikasının geleceğini sorgulamasına yol açarak, Tel Aviv’in Suriye dosyasındaki belirsizlikleri daha da derinleştiriyor.