İranlı muhalif gruplar hakkında ne biliyoruz?
İran’da para biriminin dolar karşısında rekaor seviyede gerilemesiyle başlayan protestolar, kısa sürede 1979 devriminden bu yana ülkeyi yöneten molla rejimine yönelik geniş kapsamlı bir meydan okumaya dönüştü.
Ekonomik taleplerle başlayan gösteriler, siyasi sisteme yönelik öfkenin açığa çıktığı bir toplumsal hareket halini aldı.
Parçalı muhalefet, çok merkezli baskı
Popüler Gazete'nin Sarah Shamim imzalı analizden aktardığına göre İran’daki iktidar, uzun süredir parçalı bir muhalefet hareketinden gele ven giderek artan bir baskıyla karşı karşıya.
Muhalif yapıların bir bölümü ülke içinde faaliyet gösterirken, diğerleri sürgünde yaşayan liderler veya İran diasporası üyeleri aracılığıyla ülke dışından rejime karşı ses yükseltiyor.
ABD, İngiltere ve Almanya başta olmak üzere yurt dışında yaşayan İranlılar da protestocularla dayanışma amacıyla sokak gösterileri düzenlemeye başladı.
Protestoların neden belirgin liderleri yok?
Bu geniş muhalefet yelpazesine rağmen protestoların belirgin liderlere sahip olmaması dikkat çekiyor.
Avustralya’daki Deakin Üniversitesi’nde Orta Doğu ve Orta Asya siyaseti profesörü olan Şahram Akbarzadeh, İran’da bugün hükümet kurabilecek tek tip bir muhalefet grubunun bulunmadığını söyledi.
Akbarzadeh’e göre İran içi ve dışında faaliyet gösteren muhalif gruplar hem birbirlerinden kopuk hem de farklı hedeflere sahip.
Bu durumun nedenlerinden biri olarak, muhalefet aktörlerinin tanınabilir liderler ortaya çıktığında rejimin sert misillemesinden çekinmesi gösteriliyor.
İran’da geçmişte yaşanan deneyimler bu korkuyu besliyor.
Yeşil Hareketi
Haziran 2009’da, Mahmud Ahmedinejad’ın tartışmalı cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasına karşı başlayan Yeşil Hareket, ülke tarihinin en büyük kitlesel protestolarından biri olmuştu.
Beyaz yakalı çalışanlar, kadın hakları savunucuları ve sivil toplum aktivistlerinin öncülük ettiği bu hareket, kısa sürede bastırılmıştı.
Ahmedinejad 2013’e kadar görevini sürdürürken, reformcu aday Mir-Hossein Musavi ve eski Meclis Başkanı Mehdi Karroubi, seçim sonuçlarını reddettikleri için 2011’de ev hapsine alınmıştı. Karroubi’nin ev hapsi ancak geçen yıl kaldırıldı.
Bu iki ismin de mevcut protestoların merkezinde olmadığı düşünülüyor. Ancak onların yaşadıkları, İran’daki protestocuların tek ve tanımlanabilir bir lider etrafında örgütlenmekten kaçınmasında önemli bir örnek olarak görülüyor.
Bugünkü protesto hareketi, dünya genelindeki benzer örneklere paralel biçimde, daha çok sosyal medya tabanlı bir örgütlenme modeli izliyor.
Öğrenci grupları, Discord gibi dijital platformlar üzerinden yapılan seferberlik, merkezi liderler yerine çok sayıda yerel grubun ortaya çıkmasına yol açıyor.
Bu model, yakın dönemde Nepal’deki “Z Kuşağı” protestolarında ve Temmuz 2024’te Bangladeş’te Başbakan Şeyh Hasina’nın devrilmesine yol açan gençlik hareketlerinde de görülmüştü.
Oxford Üniversitesi’nde İran tarihi ve siyaseti alanında doçent olan Maryam Alemzadeh, İran hükümetinin son yıllarda örgütlü muhalefet girişimlerini sistematik biçimde bastırdığını vurguluyor.
Alemzadeh’e göre sendikalar, öğrenci grupları ve tabandan örgütlenmeyi andıran her yapı dağıtıldı, liderleri tutuklandı ya da susturuldu.
Bu nedenle ne güçlü bir liderlik ne de kalıcı bir taban örgütlenmesi beklenebiliyor ve protestolar büyük ölçüde anlık kararlarla şekilleniyor.
Rıza Pehlevi ve monarşi yanlıları
İran’da devam eden kitlesel protestoların yanı sıra, ülke içinde ve dışında faaliyet gösteren farklı muhalif gruplar da bulunuyor.
Bunların en bilinenlerinden biri, devrik şahın oğlu Rıza Pehlevi ve monarşi yanlıları.
ABD’de sürgünde yaşayan Pehlevi, İran Ulusal Konseyi olarak bilinen monarşist harekete liderlik ediyor ve monarşiye dönüşte ısrarcı olmadığını, referandumla belirlenecek laik ve demokratik bir sistemi savunduğunu söylüyor.
Buna rağmen, monarşi yanlısı diasporanın desteği ve diğer muhalif grupların sert muhalefeti nedeniyle İran muhalefeti daha da parçalı bir görünüm sergiliyor.
Haaretz’e göre Alemzadeh, İsrail’in de desteklediği sosyal medya kampanyalarının Pehlevi’yi “ideal geçmişe dönüşün anahtarı” olarak sunduğunu ifade ediyor.
Ancak Pehlevi en tanınmış muhalefet figürü olsa da, devleti yönetmek için gerçekçi bir planı veya örgütsel temeli olduğuna dair inanç yok.
Meryem Rajavi ve Halkın Mücahidleri Örgütü
Bir diğer önemli muhalif yapı, Meryem Rajavi liderliğindeki solcu Halkın Mücahidleri Örgütü.
1970’lerde silahlı eylemleriyle öne çıkan bu grup, İran-Irak Savaşı sırasında Irak’ın yanında yer alması nedeniyle İran kamuoyunda büyük tepki topladı.
Halkın Mücahidleri, 2002'de İran'ın gizli bir uranyum zenginleştirme programına sahip olduğunu kamuoyuna açıklayan ilk gruptu.
Bugün Batı ülkelerinde aktif olan İran Ulusal Direniş Konseyi’nin ana gücünü oluşturan örgüt, İran içinde ise sınırlı bir etkiye sahip.
İran'da Laik Demokratik Cumhuriyet için Dayanışma
Bunun yanı sıra, İran dışında faaliyet gösteren ve 2023’te kurulan “İran’da Laik Demokratik Cumhuriyet için Dayanışma” koalisyonu da bulunuyor.
Din ve devletin ayrılması, serbest seçimler ve bağımsız kurumlar talep eden bu yapı, diasporada yankı bulsa da İran içinde güçlü bir karşılık üretmiş değil.
Azınlıklar ve bölgesel gerilim
İran, 92 milyonluk nüfusuyla etnik ve mezhepsel açıdan son derece çeşitli bir yapıya sahip.
Ülkede nüfusun yaklaşık yüzde 61’ini Farslar oluştururken, Azerbaycanlılar yüzde 16, Kürtler ise yüzde 10’luk paya sahip.
Diğer önemli azınlık grupları arasında Luriler (yüzde 6), Araplar (yüzde 2), Beluçlar (yüzde 2) yer alıyor.
Mezhepsel dağılıma bakıldığında, nüfusun yaklaşık yüzde 90’ının Şii Müslümanlardan oluştuğu görülüyor.
Sünni Müslümanlar ve diğer Müslüman mezhepleri toplamda yaklaşık yüzde 9’luk bir kesimi oluşturuyor.
Çoğunluğu Sünni Müslüman olan Kürt ve Beluç azınlıklar, uzun yıllardır merkezi yönetimle gerilimli bir ilişki içinde.
İran’ın batısında Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerde, geçmişte hükümet güçlerine karşı isyan dönemleri yaşanırken, merkezi otoriteyle çatışmalar zaman zaman yeniden alevleniyor.
Ülkenin Pakistan sınırındaki Sistan-Beluçistan’da ise muhalefet, daha fazla siyasi ve toplumsal temsil talep eden Sünni liderlerin destekçileriyle birlikte, El Kaide bağlantılı silahlı grupları da kapsayan karmaşık bir yapı sergiliyor.
İran genelinde kitlesel protestoların yayıldığı dönemlerde en sert yansımalar çoğu zaman Kürt ve Beluç bölgelerinde görülüyor. Ancak tüm bu hareketliliğe rağmen, söz konusu bölgelerin hiçbirinde tek merkezli ve birleşik bir muhalefet yapısının ortaya çıkmadığına dikkat çekiliyor.
Tüm bu tablo, İran’daki protesto hareketinin geniş bir toplumsal hoşnutsuzluğa dayandığını, ancak parçalı muhalefet yapısı ve liderlik eksikliği nedeniyle ortak bir siyasi alternatif üretmekte zorlandığını gösteriyor.