ABD Başkanı Donald Trump, Çin’e ayak basmadan önce İran savaşını sona erdirmek istiyordu.

Daha önce bir kez ertelenen Çin ziyareti, ABD açısından yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda ekonomik ve siyasi bir zorunluluğa dönüştü. Ancak ilk ateşkesin üzerinden bir aydan fazla süre geçmesine rağmen kalıcı bir uzlaşı ihtimali hâlâ belirsizliğini koruyor.

Taraflar, İslamabad’da dolaylı müzakere kanallarını açık tutarken sahadaki gerilim düşük yoğunluklu biçimde devam ediyor.

Popüler Gazete'nin Majalla gazetesinden aktardığı analize göre Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki son görüşme de bu atmosferde gerçekleşti.

Görüşmede iki liderin özellikle İran krizi, Hürmüz Boğazı’ndaki enerji güvenliği ve ABD-Çin ticaret ilişkilerini ele aldığı belirtilirken, Pekin’in Tahran üzerindeki etkisinin Washington için kritik bir diplomatik koz hâline geldiği görülüyor.

Trump yönetimi, Çin’in İran’ı ateşkese bağlı kalmaya ve Hürmüz Boğazı’nı açık tutmaya ikna etmesini isterken; Pekin ise bu desteğin karşılığında Tayvan başta olmak üzere stratejik alanlarda ABD’den taviz koparmaya çalışıyor.

ABD’nin, İran ile ikili görüşmeler devam ederken 28 Şubat’ta saldırı başlatması, Tahran’ın diplomatik sürece olan güvenini büyük ölçüde sarstı.

Bunun yerine İran, asimetrik savaş kapasitesini ve bölgesel vekil ağlarını kullanarak denge kurmaya çalışıyor.

ABD’de yaklaşan ara seçimler ve Trump’ın düşük seyreden kamuoyu desteği ise Beyaz Saray üzerindeki baskıyı artırıyor.

Trump’ın Çin ziyareti bu nedenle yalnızca dış politika değil, iç politika açısından da kritik önem taşıyor.

ABD yönetimi, Çin ile ekonomik cephede ilerleme sağlayabilecek bir anlaşmayı iç kamuoyuna “başarı” olarak sunmayı hedefliyor.

Ancak Trump’ın önceliği, Pekin’in İran üzerindeki nüfuzunu kullanarak ABD’nin Körfez’den kontrollü bir çıkış yapmasına yardımcı olması.

Trump göreve gelirken “Önce Amerika” söylemiyle ABD’nin dış müdahalelerini azaltma vaadinde bulunmuştu. Ancak İran savaşı, bu yaklaşımın tam tersine işaret ediyor.

Analistlere göre Washington, yeni bir Orta Doğu bataklığına sürüklenirken kaynaklarını tüketiyor ve müttefikleriyle ilişkilerini daha da zorluyor.

Bu nedenle Trump’ın politikası giderek daha fazla “Önce İsrail” yaklaşımı olarak tanımlanıyor.

Çatışmanın ortasında kalan Çin ise Washington’ın yarattığı jeopolitik bedeli ücretsiz üstlenmek istemiyor.

Pekin, İran konusunda sağlayacağı desteğin karşılığında özellikle Tayvan meselesinde ABD’den geri adım bekliyor.

Başkan Şi’nin son aylarda Trump’a Tayvan’a yönelik büyük çaplı silah satışlarını ertelemesi için baskı yaptığı biliniyor.

İran savaşı nedeniyle ABD mühimmat stoklarının azalması ve askeri varlıkların bir kısmının Asya-Pasifik’ten Orta Doğu’ya kaydırılması da Pekin’in elini güçlendirmiş durumda.

Bununla birlikte Trump’ın Tayvan konusunda köklü bir politika değişikliğine gitmesi kolay görünmüyor.

Washington’ın onlarca yıllık “stratejik belirsizlik” çizgisinden vazgeçmesi, hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçi Parti içindeki Çin karşıtı şahinler tarafından sert tepkiyle karşılanabilir.

Bu nedenle Trump’ın, Tayvan’a desteği tamamen çekmek yerine daha düşük profilli ve kontrollü bir yaklaşım benimsemesi bekleniyor.

Hem Çin hem de ABD, savaşın daha fazla yayılmasını istemiyor.

İran’ın Körfez ülkelerini hedef alması ve Hürmüz Boğazı üzerindeki baskıyı artırması, yalnızca küresel enerji piyasalarını değil Çin’in ekonomik çıkarlarını da doğrudan tehdit ediyor.

Çin’in petrol ithalatının önemli bölümü bu koridordan geçerken, Pekin uzun süredir İran ile Körfez ülkeleri arasında denge kurmaya çalışıyordu. Ancak savaş, Çin’in bölgesel uzlaştırıcılık rolünü ciddi biçimde zayıflattı.

İran’ın “Çin gemilerine geçiş garantisi” vermesine rağmen pratikte bunun uygulanması oldukça karmaşık.

Günümüzde ticari gemilerin büyük kısmı farklı ülkelerin bayrakları altında faaliyet gösteriyor. Dolayısıyla “Çin gemisi” kavramı yalnızca Çin’e ait gemileri değil, Çin malları taşıyan veya Çin’e sevkiyat yapan gemileri de kapsıyor.

Diplomatik düzlemde Pekin, İran’a yönelik saldırıları eleştirirken aynı zamanda “orman kanununun” uluslararası ilişkilerde kabul edilemez olduğunu vurguluyor.

Ancak İran’daki sertlik yanlısı çevreler, ülkenin varoluşsal bir savaş verdiğine inanıyor ve dışarıdan gelen her baskıyı düşmanca bir tutum olarak yorumluyor.

Yine de Trump’ın, Çin’in ABD-İran ateşkesinde arabuluculuk rolü oynadığını söylemesi, Pekin’in Tahran üzerinde hâlâ belirli bir nüfuza sahip olduğunu gösteriyor.

Bundan sonraki süreçte belirleyici olacak unsur ise Çin’in bu nüfuzu kullanma karşılığında Washington’dan hangi stratejik tavizleri talep edeceği olacak.