Küresel ölçekte artan gerilimler “yeni bir dünya savaşı mı yaklaşıyor?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Özellikle ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları bazı çevrelerde ciddi endişe yaratırken, uluslararası kamuoyunda alarm veren açıklamalar da dikkat çekiyor.

Popüler Gazete'nin Christopher Phillips imzalı analizden aktardığına göre "Dünya Üçüncü Dünya Savaşı’na mı sürükleniyor?” manşetleri bu kaygıları yansıtıyor.

NATO’nun eski Müttefik Komutan Yardımcısı Richard Shirreff, mevcut çatışmaların “Üçüncü Dünya Savaşı için son adım” olabileceği uyarısında bulundu.

1945’ten bu yana “dünya savaşı” söylemi sıkça dile getirilse de, mevcut çatışmaların kapsamı geçmişteki iki büyük dünya savaşına kıyasla sınırlı kalıyor.

Ukrayna ve İran merkezli çatışmalar, etkilenen bölgeler için yıkıcı olsa da henüz küresel ölçekte bir katılım söz konusu değil.

Bununla birlikte uzmanlara göre, değişen jeopolitik dengeler bu savaşların genişleme ihtimalini artırıyor.

Tarihsel olarak bakıldığında, dünya savaşları ancak iletişim ve askeri kapasitenin gelişmesiyle mümkün hale geldi.

18. ve 19. yüzyıllarda Yedi Yıl Savaşları ve Napolyon Savaşları gibi çatışmalar farklı kıtalara yayılırken, 20. yüzyılda I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı gerçek anlamda küresel savaşlar olarak tarihe geçti.

Bu savaşları küresel hale getiren en önemli unsur ise büyük güçler arasındaki ittifak sistemleriydi.

1945 sonrasında ise nükleer silahların yarattığı “karşılıklı garantili yok oluş” dengesi, Birleşmiş Milletler’in kurulması ve iki kutuplu sistemin oluşması, büyük ölçekli savaşların önüne geçti.

Bu dönemde çatışmalar tamamen sona ermese de, çoğu “vekalet savaşları” şeklinde gerçekleşti.

Vietnam Savaşı, Afganistan Savaşı ve Angola’daki iç savaş bu duruma örnek gösteriliyor.

Soğuk Savaş sonrası dönemde de küresel bir savaş yaşanmadı. ABD’nin baskın güç olduğu tek kutuplu sistemde çatışmalar genellikle bölgesel düzeyde kaldı.

Ancak günümüzde çok kutuplu bir dünya düzenine geçiş, uzmanlara göre riskleri yeniden artırıyor.

Uluslararası ilişkiler teorilerine göre çok kutuplu sistemler, birden fazla güç merkezinin rekabeti nedeniyle daha büyük çatışmalara zemin hazırlayabiliyor.

Ukrayna savaşı, yapısı itibarıyla Soğuk Savaş dönemindeki vekalet savaşlarını andırıyor.

ABD ve Avrupa ülkeleri doğrudan sahaya inmek yerine Ukrayna’ya mali ve askeri destek sağlıyor.

İran merkezli çatışma ise daha çok ABD’nin geçmişte Irak ve Afganistan’da yürüttüğü asimetrik savaşlara benzetiliyor.

Öte yandan İran ile yaşanan gerilim, bölgesel ölçekte genişleme eğilimi gösteriyor.

Tahran’ın füze ve insansız hava araçlarıyla verdiği karşılıklar, Hizbullah gibi müttefik unsurların devreye girmesiyle Lübnan başta olmak üzere çevre ülkeleri de etkiliyor.

Ayrıca Husiler, Haşdi Şabi Güçleri ve Hamas gibi aktörlerin sürece daha fazla dahil olması ihtimali bulunuyor. Buna rağmen mevcut tablo hala küresel bir savaş tanımına ulaşmış değil.

Analize göre bunun temel nedeni, günümüzde 1914’teki gibi bağlayıcı ve kapsamlı askeri ittifakların bulunmaması.

İran’ın Rusya ve Çin ile yakın ilişkileri olsa da, bu ilişkiler doğrudan askeri ittifak düzeyinde değil. Bu durum, mevcut çatışmaların küresel bir savaşa dönüşmesini sınırlayan başlıca faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.

Sonuç olarak, mevcut gerilimler bölgesel ve hatta geniş ölçekli krizler üretme potansiyeli taşısa da, kısa vadede bir dünya savaşına dönüşmesi olası görünmüyor.

Ancak çatışmalara dahil olan aktör sayısının artması ve yeni ittifakların oluşması halinde, bugün uzak görünen küresel savaş ihtimalinin gelecekte daha gerçekçi bir senaryoya dönüşebileceği değerlendiriliyor.