Orta Doğu'da bölgesel gerilimlerin tırmandığı bir dönemde, Kudüs’ün statüsü ve Mescid-i Aksa üzerindeki egemenlik tartışmaları yeni bir boyuta taşındı.
Popüler Gazete'nin Middle East Eye gazetesinden aktardığı analize göre ABD ve İsrail, İslam dünyasının en kutsal mekanlarından biri olan Mescid-i Aksa üzerindeki tarihi Ürdün vesayetini sonlandırmak adına koordineli bir diplomasi yürütüyor.
Bölge uzmanları ve insan hakları örgütleri, hazırlanan bu planın Kudüs'ün İslami kimliğini ve tarihi statüsünü kökten değiştirmeyi hedeflediği uyarısında bulunuyor.
Sızan istihbarat ve diplomatik kaynaklara dayandırılan iddialara göre, Washington ve Tel Aviv hattında yürütülen plan, Ürdün destekli Kudüs İslami Vakfı’nın Mescid-i Aksa üzerindeki tam yetkisini ortadan kaldırmayı öngörüyor.
Projenin uluslararası kamuoyuna "çok dinli bir arada yaşama", "eşit erişim" ve "ortak kültürel miras" gibi çoğulcu kavramlarla sunulması beklenirken, arka planda mekanın yönetiminin tamamen İsrail güdümlü yeni bir kuruma devredilmesi hedefleniyor.
Plana göre Kudüs'ün İslami kimliği silinecek, adı ve anlamı İsrail sömürge düzenine hizmet edecek şekilde yeniden kullanılacak.
Söz konusu planın hayata geçmesi durumunda uygulanacak başlıca yapısal değişikliklerin ise şunlar olması bekleniyor:
Yönetim Devri: Ürdün Vakfı'nın yetkileri lağvedilerek yerine İsrail hükümeti tarafından atanan yeni bir idari kurul getirilecek.
Kısıtlama ve Denetim: İsrail makamları, camide görev yapacak imam ve yetkilileri doğrudan atama hakkına sahip olacak. Cuma hutbelerinin içerikleri resmi onay mekanizmasına tabi tutulacak.
Ortak Alan Statüsü: Külliye "çok dinli merkez" ilan edilerek Yahudi ibadetine resmi ve eşit statüde açılacak.
Trump yönetimi ve İsrail, Mescid-i Aksa Camii'nin İslami kimliğinden arındırılmasını istiyor. Ardından, üç İbrahimî dinin de temsil edildiği bir turistik mekan olarak yeniden düzenlenmesini amaçlıyor.
Kudüs merkezli sivil toplum kuruluşu Ir Amim’in yayımladığı son raporlar, bu planın teoride kalmadığını, sahada kademeli olarak uygulandığını belgeliyor.
Rapora göre, İsrail emniyet güçlerinin koruması altında Mescid-i Aksa külliyesine yönelik Yahudi yerleşimci baskınlarında rekor artışlar yaşandı.
Geçmiş yıllarda Cuma namazlarında yüz binlerce Müslümanı ağırlayan Mescid-i Aksa, artan askeri barikatlar, yaş kısıtlamaları ve keyfi gözaltılar nedeniyle artık günlük ibadetlerde sadece birkaç bin kişiye ev sahipliği yapabiliyor.
Bölgedeki hak ihlallerini izleyen sivil toplum örgütleri, son dönemde 600'den fazla Filistinlinin Kudüs'e girişinin yasaklandığını, onlarca Vakıf görevlisinin izinlerinin iptal edildiğini ve aralarında Mescid-i Aksa Baş İmamı Ekrima Sabri'nin de bulunduğu çok sayıda dini liderin vaaz haklarının engellendiğini rapor ediyor.
İsrail, Mescid-i Aksa Camii'ne kimin girip çıktığı konusunda zaten tam kontrole sahip.
Son dönemde İsrail ile İran arasında yaşanan bölgesel askeri gerilimler ve Gazze'deki insani kriz, Doğu Kudüs'teki yapısal değişikliklerin de hızlanmasına neden oldu.
Güvenlik gerekçesiyle Mescid-i Aksa’nın 40 gün boyunca ibadete kapatılması bölge ülkelerinin sert tepkisini çekerken; Eski Şehir’in stratejik kapılarından olan Zincir Kapısı (Bab el-Silsile) yakınlarındaki Filistin mülklerinin kamulaştırılması, kentin "Yahudileştirilmesi" sürecinin kritik bir adımı olarak değerlendiriliyor.
Arap İnsan Hakları Örgütü, Tel Aviv yönetiminin dini ve ulusal bayramları sistematik birer egemenlik aracına dönüştürdüğünü, radikal siyasetçilerin ise Aksa'nın yıkılarak yerine Yahudi tapınağı inşa edilmesi yönündeki çağrılarını ana akım siyasete taşıdığını belirtiyor.
Gelişmeler karşısında İslam dünyasındaki sivil toplum kuruluşları ve analistler, iki milyarı aşkın Müslüman için ilk kıble olan Mescid-i Aksa’nın geleceğine dair ciddi endişeler taşıyor.
Bölgesel ülkelerden yükselen kınama mesajlarının sahada ekonomik veya diplomatik bir yaptırıma dönüşmemesi, uluslararası karar alıcıların ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi kurumların "felç durumunda" olduğu eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Uluslararası hukuk uzmanları, Kudüs'ün statüsünün sömürgeci yöntemlerle resmen değiştirilmesinin küresel bir emsal oluşturacağı ve uluslararası hukukun meşruiyetine ağır bir darbe vuracağı konusunda uyarıyor.
Siyasi gözlemciler, İslam dünyası ve küresel kamuoyu diplomatik, hukuki ve ekonomik mekanizmaları acilen harekete geçirmediği takdirde, Kudüs’ün yüzyıllardır korunan tarihi ve dini yapısının geri dönülemez biçimde değişebileceğinin altını çiziyor.
Ancak Müslüman dünyası izliyor, açıklamalar yapıyor ve tekrar sessizliğe bürünüyor. Gerçek ekonomik ve diplomatik baskı uygulayabilecek hükümetler kendi çıkarlarını hesaplıyor ve gözlerini kapatıyor.