ads
DOLAR 47.04 ₺
EURO 53.72 ₺
STERLIN 63.05 ₺
G.ALTIN 6,225.55 ₺
Ç.ALTIN 10,113.63 ₺
BTC 64,017.90 $
ETH 1,792.30 $
BİST 0.00
    SON DAKİKA

    ABD'nin İslam'a bakışı nasıl değişti?

    DünyaÇeviri Haberler
    Yayınlama: 11 Temmuz 2026 Cumartesi 20:31 Kaynak: Haber Merkezi

    Müslümanların ABD tarihindeki varlığı ise sanılanın aksine ülkenin kuruluşundan çok daha öncesine dayanıyor.

    ABD'nin İslam'a bakışı nasıl değişti?

    ABD'nin kuruluşunun 250 nci yılını kutlamaya hazırlanırken, ülkede din özgürlüğü ve eşit vatandaşlık ilkeleri yeniden tartışma konusu oldu.

    Popüler Gazete'nin John Esposito imzalı analizden aktardığına göre, ABD Anayasasının temel değerleri arasında yer alan dini özgürlük anlayışı, özellikle Müslümanların yaşadığı ayrımcılık ve nefret söylemleri nedeniyle ciddi bir sınavdan geçiyor.

    Son araştırmalar, Müslümanların ülkede en fazla dini ayrımcılığa uğrayan topluluk haline geldiğini ortaya koyarken, bu tablonun yalnızca son yılların değil, uzun yıllara yayılan siyasi, toplumsal ve medya söylemlerinin bir sonucu olduğu belirtiliyor.

    Müslümanların ABD tarihindeki varlığı ise sanılanın aksine ülkenin kuruluşundan çok daha öncesine dayanıyor.

    Tarihçiler, Atlantik köle ticareti sırasında Amerika kıtasına getirilen Afrikalı kölelerin yaklaşık yüzde 15 ila 30'unun Müslüman olduğunu tahmin ediyor.

    Bu kişilerin önemli bir bölümü Arapça okuyup yazabiliyor, dini ve kültürel kimliklerini büyük baskılar altında korumaya çalışıyordu.

    Köle sahiplerinin Hristiyanlığı dayatmasına rağmen birçok Müslüman inancını gizlice yaşamayı sürdürdü.

    ABD demokrasisinin mimarlarından Thomas Jefferson'ın da İslam ile ilgili çalışmaları dikkat çekiyor.

    Jefferson'ın hukuk eğitimi sırasında İngilizce Kuran tercümesi satın aldığı ve dini özgürlük anlayışının şekillenmesinde bu eserden etkilendiği biliniyor.

    Uzmanlar, Jefferson'ın hiçbir ABD vatandaşının dini nedeniyle temel haklarından mahrum bırakılmaması gerektiği yönündeki yaklaşımının, günümüzde yaşanan ayrımcılık tartışmalarıyla çeliştiğine dikkat çekiyor.

    İslamofobinin hızlanması

    Uzmanlara göre günümüzdeki İslamofobinin temel kırılma noktalarından biri 11 Eylül 2001 saldırıları oldu.

    New York ve Washingtondaki saldırılar sonrasında El Kaide, daha sonra da DEAŞ'ın Avrupa'da gerçekleştirdiği terör eylemleri, Batı kamuoyunda İslam ile terörün aynı çerçevede değerlendirilmesine zemin hazırladı.

    ABD öncülüğünde başlatılan terörle mücadele politikaları, Afganistan ve Irak savaşları, Patriot Yasası ve Guantanamo uygulamaları yalnızca güvenlik politikalarını değil, Müslümanlara yönelik toplumsal algıyı da önemli ölçüde etkiledi.

    Araştırmacılar, bu süreçte hedef alınanların yalnızca radikal örgütler olmadığını, dünya genelindeki milyonlarca Müslümanın da önyargı ve ayrımcılıkla karşı karşıya kaldığını vurguluyor.

    Batı medyasında uzun yıllar boyunca Müslümanların büyük ölçüde terör, radikalizm ve şiddet haberleriyle birlikte anılması da önyargıların derinleşmesine neden oldu.

    Yapılan araştırmalara göre 2016 yılı itibarıyla dünya genelinde Müslümanlarla ilgili haberlerin yaklaşık üçte ikisi olumsuz içerik taşıyordu.

    ABD, İngiltere ve Almanyada yayımlanan haberlerin büyük çoğunluğu da benzer şekilde negatif bir çerçeveye sahipti.

    Televizyon yayınlarında ise İslamla ilgili haberlerin yüzde 80'inden fazlası olumsuz bir bakış açısıyla sunuldu.

    Bu olumsuz tablo, aşırı sağ hareketlerin yükselişiyle daha da belirgin hale geldi.

    Özellikle Avrupa ve ABD'de göç karşıtı siyasi söylemler, Müslümanları güvenlik tehdidi olarak gösteren kampanyalar ve sosyal medyada yayılan nefret içerikleri İslamofobinin yaygınlaşmasına katkı sağladı.

    İslamofobinin bugünkü boyutuna ulaşmasında yalnızca terör saldırılarının değil, uzun yıllardır akademik ve siyasi çevrelerde dile getirilen tezlerin de etkili olduğu belirtiliyor.

    Araştırmacılar, siyasi tercihlerin de İslamofobiyi etkileyen önemli faktörlerden biri olduğuna dikkat çekiyor.

    Özellikle Trump'a verilen destek ile muhafazakar siyasi eğilimlerin, Müslümanlara yönelik olumsuz tutumlarla güçlü ilişki gösterdiği ifade ediliyor.

    Göç karşıtı söylemler ve güvenlik odaklı siyasi kampanyalar, Müslümanların toplumsal dışlanmasını daha görünür hale getiriyor.

    Bunun yanında sosyal medya platformları da nefret söylemlerinin yayılmasında önemli rol oynuyor.

    Algoritmaların daha fazla etkileşim getiren çatışma ve şiddet içeriklerini öne çıkarması, Müslümanların çoğunlukla olumsuz olaylarla birlikte anılmasına neden oluyor.

    Uzmanlara göre bu durum, toplumdaki önyargıları besleyen en önemli unsurlardan biri haline geldi.

    Buna rağmen ABD'li Müslümanlar, eğitimden sağlığa, girişimcilikten kamu yönetimine kadar birçok alanda önemli başarılara imza atmayı sürdürüyor.

    Doktorlar, akademisyenler, avukatlar, öğretmenler, sporcular ve iş insanlarından oluşan geniş bir profesyonel kesim, ABD ekonomisine ve sosyal hayatına önemli katkılar sağlıyor.

    Binlerce Müslüman aynı zamanda ABD ordusunda görev yapıyor.

    Siyasi temsil alanında da dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor.

    Bu sürecin en dikkat çekici örneklerinden biri ise New York Belediye Başkanlığına seçilen Zahran Mamdani oldu.

    Müslüman kimliğini açık şekilde savunan Mamdani, seçim kampanyası boyunca yürütülen İslamofobik söylemlere rağmen önemli bir zafer elde ederek ülke genelinde dikkat çekti.

    Sonuç

    Uzmanlara göre ABD'de İslamofobi yalnızca Müslümanların değil, demokratik değerlerin geleceğini de ilgilendiren önemli bir sorun olarak öne çıkıyor.

    Din özgürlüğü ve eşit vatandaşlık ilkeleri üzerine inşa edilen ABD demokrasisinin, yükselen nefret söylemleri ve ayrımcılık karşısında nasıl bir sınav vereceği tartışılmaya devam ediyor.

    İlk Yorumu Sen Yaz
    code