DOLAR 44.32 ₺
EURO 51.29 ₺
STERLIN 59.20 ₺
G.ALTIN 6,517.51 ₺
Ç.ALTIN 11,451.46 ₺
BTC 70,094.36 $
ETH 2,133.22 $
BİST 0.00
    SON DAKİKA

    ABD-İsrail'in İran'a karşı stratejisi neden başarısız oluyor?

    SiyasetDünyaÇeviri Haberler
    Yayınlama: 20 Mart 2026 Cuma 21:00 Kaynak: Haber Merkezi

    Sami Al-Arian imzalı analize göre ABD-İsrail ittifakı kendisini giderek daralan bir seçenekler içinde sıkışmış buluyor ve bu seçeneklerin hiçbiri aradığı mutlak zaferi sağlayamıyor.

    ABD-İsrail'in İran'a karşı stratejisi neden başarısız oluyor?

    ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü saldırılar, sahadaki askeri üstünlüğe rağmen derin bir stratejik paradoksu beraberinde getirdi.

    Popüler Gazete'nin Sami Al-Arian imzalı analizden aktardığına göre ABD-İsrail, yüksek teknolojili askeri güce dayanırken, bölgenin tarihsel ve sosyopolitik gerçeklerini göz ardı ediyor.

    İran'da askeri tesisler, altyapı ve komuta merkezleri dahil olmak üzere binlerce hedef vuruldu.

    ABD hava üstünlüğünü korurken, İsrail aralıksız saldırılarla harekatını genişletmeye devam ediyor. Ancak bu taktiksel kazanımlar siyasi başarıya dönüşmedi. Saldırının temel hedeflerine ulaşılamadı.

    Analize göre, asimetrik savaşlarda belirleyici olan unsur askeri yıkım değil, karşı tarafı siyasi olarak geri adım atmaya zorlayabilme kapasitesi.

    Bu açıdan bakıldığında, ABD-İsrail şimdiden ciddi sınırlamalarla karşı karşıya kaldı.

    İran yönetimi, herhangi bir diplomatik sürecin başlaması için öncelikle saldırıların sona ermesi gerektiğini savunuyor.

    Tahran ayrıca yaptırımların kaldırılması, savaş tazminatı ve uluslararası güvence talep ediyor.

    İsrail ise İran’ın askeri kapasitesi tamamen etkisiz hale getirilene kadar operasyonların süreceğini vurguluyor.

    ABD cephesinde ise net bir strateji eksikliği dikkat çekiyor.

    ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, teslimiyet çağrıları ile müzakere mesajları arasında gidip gelen tutumu, İran’ın siyasi yapısını yanlış okuduğu gösteriyor.

    Kazanılması imkansız bir savaş

    ABD-İsrail saldırılarının başarısız olmasının temelinde, savaş hedeflerindeki uzlaşmaz asimetri yatıyor. İki ülke de iddialı ve aşırıya kaçan hedefler peşinde.

    Bu hedefe ulaşmak için ya İran rejiminin çökmesi ya da bölge genelinde nüfuz kurma yeteneğinin etkisiz hale getirilmesi gerekiyor.

    İran'ın amacı ise bunun aksine çok daha basit.

    İran'ın ABD'yi askeri olarak yenmesine gerek yok. Bu aşamada İsrail'in askeri yeteneklerini ortadan kaldırmasına veya hükümetini devirmesine de gerek yok.

    İran'ın tek ihtiyacı hayatta kalmak

    Eğer İran devleti bütünlüğünü korursa, liderliği siyasi kontrolü sürdürürse ve bölgesel ittifakları işlevini sürdürürse, saldırıların temel siyasi amacı başarısız olacaktır.

    Savaş, her iki tarafın kullandığı askeri stratejiler arasındaki keskin zıtlığı da ortaya koydu. 

    ABD-İsrail'in yaklaşımı, hava üstünlüğü, suikast operasyonları ve stratejik altyapıya yönelik saldırılar da dahil olmak üzere ezici ateş gücü kullanımını içeriyor.

    Bu doktrin, yeterli yıkımın düşmanı siyasi olarak boyun eğmeye zorlayacağını varsayar.

    İran ise tam tersi bir yaklaşım benimsedi. İran, ABD'nin hava gücüyle doğrudan çatışmak yerine, savaş alanını coğrafi olarak genişletmeye çalışıyor.

    İsrail içindeki şehirlere ve altyapıya yönelik füze saldırıları, bölgedeki ABD askeri üsleri ve çıkarlarına yönelik baskı, denizcilik yollarına yönelik tehditler ve enerji piyasalarındaki aksamaların tümü, çatışmayı daha geniş bir bölgesel krize dönüştürmek üzere tasarlandı.

    İran, saldırı alanını genişleterek, ABD-İsrail için ekonomik ve siyasi maliyetleri artırıyor.

    Öte yandan, İran’ın stratejik derinliği, Lübnan’daki Hizbullah, Gazze’deki Filistin direniş hareketleri, Irak’taki silahlı gruplar ve Yemen’deki Husileri kapsayan Direniş Ekseni ağıyla daha da artıyor.

    Bu aktörlerin her biri, İsrail ve ABD çıkarlarına karşı yeni cepheler açma kapasitesine sahip.

    Hizbullah’ın füze kapasitesi İsrail için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Kuzey cephesinde yaşanacak geniş çaplı bir çatışma, İsrail’i çok cepheli bir savaşa sürükleyebilir ve yerleşim merkezlerini uzun süreli saldırılara açık hale getirebilir.

    Benzer şekilde Husiler, küresel deniz ticareti ve enerji altyapısını sekteye uğratma kapasitesini koruyor.

    Bu aktörlerin çatışmaya dahil olması, özellikle bölgesel Arap ülkelerinin ABD-İsrail ekseniyle birlikte hareket etmesi halinde, küresel ekonomik maliyetleri önemli ölçüde artırabilir.

    Trump açısından bu süreç derin bir stratejik ikilem oluşturuyor. Gerilimin tırmanması, küresel enerji piyasalarını istikrarsızlaştırabilecek, finansal sistemleri sarsabilecek ve ABD güçlerini sürekli misillemelere açık hale getirebilecek daha geniş bir bölgesel çatışma riskini beraberinde getiriyor.

    Buna karşılık geri çekilme, saldırının başarısızlığını ortaya koyacak ve İsrail’i İran ve bölgesel ağıyla baş başa bırakacaktır.

    İsrail ise kendi içinde önemli yapısal kısıtlamalarla karşı karşıya. Askeri doktrini hızlı ve kesin sonuçlara dayanan operasyonlara göre şekillendi. Ancak sınırlı coğrafi alanı ve yüksek nüfus yoğunluğu, uzun süreli yıpratma savaşlarını son derece riskli hale getiriyor.

    İran’ın stratejisi ise bunun tersine, uzun yıllara yayılan bir hazırlığın ürünü. Geniş coğrafyası, engebeli arazisi ve dağınık yerleşim yapısı, savunma kapasitesini güçlendiriyor. Merkeziyetsiz komuta yapısı, sürekli saldırı altında dahi operasyonel sürekliliğin korunmasına olanak tanıyor.

    Bu yapı, İran’ın ilk saldırıların etkisini absorbe ederken sahadaki varlığını sürdürmesini sağlıyor. 

    Olası senaryolar

    ABD-İsrail ittifakı kendisini giderek daralan bir seçenekler içinde sıkışmış buluyor ve bu seçeneklerin hiçbiri aradığı mutlak zaferi sağlayamıyor.

    Birinci senaryo: "Görev tamamlandı" çıkışı. Washington, iç kamuoyu için itibar kurtarıcı bir çıkış planı uydurmaya çalışabilir.

    Trump, İran'ın yeteneklerinin zayıfladığını iddia ederek zafer ilan edebilir.

    İkinci senaryo: Zorla dayatılan bir nükleer anlaşma.  Batılı güçler, askeri baskı altında İran'a yeni bir nükleer düzenleme dayatmaya çalışabilir.

    Üçüncü senaryo: Diplomatik bir formül. Umman, Rusya  veya Çin  gibi üçüncü bir arabulucu, geçici bir ateşkes sağlamaya çalışabilir.

    Dördüncü senaryo: Uzun süreli yıpratma savaşı. En olası gidişat uzun süreli bir çatışma. 

    Beşinci senaryo: Bölgesel tırmanma. Çatışma önemli ölçüde genişleyerek daha geniş bir bölgesel felakete dönüşebilir.

    Bu senaryonun en ürkütücü boyutu, İsrail'in nükleer silah kullanımını uygulamaya koyması olabilir.

    Sonuç olarak, bu tür çatışmalar nadiren kesin askeri zaferlerle sonuçlanır. Süreç, taraflardan birinin siyasi hedeflerinin ulaşılamaz olduğunu kabul etmesiyle sona erer.

    İran açısından zaferin tanımı net: hayatta kalmak. Bu hedefin gerçekleşmesi ise giderek daha olası görünüyor.

    Bu durumda İsrail, askeri yıkım kapasitesine rağmen karşı tarafı teslim almaya zorlayamadığını, ABD ise bölgeyi güç kullanarak yeniden şekillendirme kapasitesinin sınırlarını ortaya koymuş olacaktır.

    İlk Yorumu Sen Yaz
    code