2025 yılı, küresel ölçekte çatışmaların derinleştiği, diplomatik girişimlerin ise büyük ölçüde tıkandığı bir dönem olarak kayda geçti.
Ukrayna, Gazze ve Sudan’daki savaşlar üçüncü ve dördüncü yıllarına yaklaşırken, bu cephelerde yürütülen müzakereler kalıcı bir barış üretmekten uzak kaldı.
Doğu Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde çatışmaların yeniden alevlenmesi, Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan tehlikeli tırmanış ve Ortadoğu krizinin İsrail-İran hattında genişlemesi, küresel güvenlik ortamını daha da kırılgan hale getirdi.
Popüler Gazete'nin ABD basınından aktardığına göre Ukrayna ve Gazze’deki yıpratıcı savaşlardan Güney Asya’daki nükleer risklere, İsrail-İran geriliminden Kızıldeniz’deki güvenlik krizine kadar geniş bir coğrafyaya yayıldı.
Ülkeler bir yandan şiddeti kontrol altına almaya çalışırken diğer yandan son derece kırılgan barış yolları aradı.
Savunma harcamaları ve askeri kapasite artışları hızlanırken, savaşların küresel ekonomi ve toplumlar üzerindeki baskısı ağırlaştı.
Artan jeopolitik rekabet ise diplomatik ve insani müdahaleleri sınırlayarak en büyük bedelin yine siviller tarafından ödenmesine yol açtı.
Bu çerçevede, 2025’e damgasını vuran başlıca çatışmalar şunlar:
Rusya-Ukrayna savaşı dördüncü yılına girerken, sahadaki askeri çıkmaz diplomatik girişimleri ön plana çıkardı.
ABD Başkanı Donald Trump, barış çabalarına liderlik ederek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i Alaska’da bir zirveye davet etti.
Ardından bir barış anlaşması taslağı hazırlanması amacıyla Steve Witkoff ve Jared Kushner’ı Moskova’ya gönderdi.
Ancak Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelenskiy, söz konusu planın bağlayıcı bir nihai anlaşmadan ziyade ABD’nin “vizyonunu” yansıttığını belirterek, Kiev’in kırmızı çizgilerinden geri adım atmayacağını vurguladı.
7 Ekim 2023’te başlayan İsrail-Gazze savaşı, 2025 boyunca şiddetini artırarak devam etti.
Yıl sonuna doğru 70 binden fazla Filistinli hayatını kaybederken, 170 bini aşkın kişi yaralandı.
Ekim 2025’te Hamas ve İsrail, Trump tarafından önerilen 20 maddelik plan kapsamında ateşkesin ilk aşaması üzerinde anlaşmaya vardı.
29 Eylül’de duyurulan ve 9 Ekim’de İsrail tarafından onaylanan plan; çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in kısmi geri çekilmesini ve geniş çaplı bir esir takasını içeriyordu.
Buna rağmen ateşkese karşın İsrail’in bazı bölgelerdeki askeri operasyonları sürdü. İnsani yardımlar Gazze’deki ihtiyaçları karşılamaktan uzak kaldı.
13 Haziran’da İsrail, “Yükselen Aslan Operasyonu” kapsamında İran’ın nükleer tesisleri, füze üretim merkezleri ve üst düzey askeri hedeflerini vurdu.
İsrail bu saldırıları “önleyici” hamleler olarak tanımlarken, İran füze ve SİHA’larla karşılık verdi.
İran saldırılarında İsrail’de 24 kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi evlerini terk etti.
İsrail saldırılarında ise İran’da 600’den fazla kişinin öldüğü bildirildi.
ABD’nin İran’daki üç nükleer tesisi hedef almasıyla çatışma doğrudan bölgesel bir savaşa dönüşme eşiğine geldi.
12 gün süren yoğun saldırıların ardından 24 Haziran’da ateşkes sağlandı.
2025’te İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları, Esed rejiminin Aralık 2024’te devrilmesinin ardından yeni bir boyut kazandı.
Şam’daki yeni yönetim İsrail açısından belirsizlik olarak görülürken, İsrail Hava Kuvvetleri eski rejime ait askeri üsleri, hava savunma sistemlerini ve füze depolarını hedef aldı.
Golan Tepeleri’nin ötesine uzanan operasyonlarla fiili tampon bölge genişletildi.
Haziran 2025 itibarıyla Şam yönetiminin İsrail ile dolaylı bir normalleşme arayışında olduğuna dair işaretler ortaya çıktı.
İsrail-Hizbullah hattı, 2025’te bölgenin en kanlı cephelerinden biri olmayı sürdürdü.
2024 sonunda başlayan İsrail kara harekâtı fiili bir tampon bölge oluşturdu.
Kasım 2024’te varılan ateşkese rağmen, 2025 boyunca İsrail’in hava saldırıları devam etti.
Yüzlerce kişi hayatını kaybetti, yüz binlerce sivil yerinden edildi.
İsrail açısından Lübnan cephesi, İran’ın “ileri savunma hattını” geriletme stratejisinin merkezinde yer aldı.
Yemen’deki Husi milisleri, Gazze savaşı bağlamında 2025’te bölgesel bir aktöre dönüştü.
Husiler, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarını protesto gerekçesiyle Kızıldeniz’de İsrail’e ve Batılı ticari gemilere yönelik çok sayıda füze ve insansız hava aracı saldırısı düzenledi.
Kızıldeniz’de İsrail ve Batılı ticari gemilere yönelik saldırılar, küresel ticaret yollarını tehdit etti.
ABD ve İngiltere’nin misilleme hava saldırıları Husilerin kapasitesini sınırlasa da tamamen durduramadı.
Temmuz 2025’te fiili bir ateşkes ortamı oluştu ancak Yemen’deki insani kriz daha da derinleşti.
Husilerin Kızıldeniz’deki eylemleri, 2025’te ABD ve İngiltere'nin misilleme saldırılarına neden oldu.
Özellikle Mart–Mayıs ayları arasında ABD, Yemen’deki Husi füze rampaları, radar sistemleri ve silah depolarını hedef alan bir dizi hava saldırısı düzenledi.
Bu saldırılar, Husilerin saldırı kapasitesini tamamen ortadan kaldırmasa da operasyonel ritmini yavaşlattı.
Temmuz 2025’e gelindiğinde, taraflar arasında fiili bir ateşkes ortamı oluştu. Ancak bu ateşkes, kalıcı bir siyasi çözümden ziyade askeri yorgunluğa dayalı geçici bir denge olarak değerlendirildi.
Buna karşın saldırılar, Yemen’de zaten ağır olan insani krizi daha da derinleştirdi.
2025’te Sudan’daki iç savaş, ordu ile BAE destekli Hızlı Destek Kuvvetleri arasındaki iktidar mücadelesi ekseninde devam etti.
Taraflar arasında dönemsel ateşkes girişimleri sonuçsuz kaldı ve ülke fiilen parçalı bir kontrol yapısına sürüklendi.
Sudan’daki savaşta Hızlı Destek Güçleri, Faşir ve çevresinde yalnızca kuşatma ve aç bırakma politikalarıyla değil, sivillere yönelik sistematik katliamlarla da öne çıktı.
Yerleşim alanlarında gerçekleştirilen infazlar, sokaklarda ve toplu alanlarda bırakılan cesetler ile uydu görüntülerine dahi yansıyan kan izleri ve toplu mezarlar, yaşananların boyutunu gözler önüne serdi.
2025’te Afganistan-Pakistan hattında çatışmalar, sınır güvenliği ve militan hareketliliği üzerinden yoğunlaştı.
Pakistan, Taliban yönetiminin kendi topraklarına yönelik saldırıları engellemediğini savunurken, Afganistan ise egemenlik ihlali suçlamasında bulundu.
Karşılıklı hava saldırıları ve sınır çatışmaları, iki ülke ilişkilerini ciddi şekilde gerdi.
Afganistan-Pakistan hattında sınır çatışmaları ve karşılıklı hava saldırıları ilişkileri gerdi.
Hindistan ve Pakistan, Keşmir’deki saldırı sonrası savaşın eşiğine geldi ancak Mayıs’ta ateşkes sağlandı.
Tayland ile Kamboçya arasında ise sınır gerilimi yıl boyunca dalgalı şekilde devam etti.
Sonuç olarak, 2025, askeri güç kullanımının diplomasiye baskın geldiği, bölgesel çatışmaların küresel risklere dönüştüğü ve uluslararası sistemin krizleri yönetme kapasitesinin ciddi biçimde sorgulandığı bir yıl olarak tarihe geçti.