ads
DOLAR 48.60 ₺
EURO 56.42 ₺
STERLIN 65.79 ₺
G.ALTIN 6,792.22 ₺
Ç.ALTIN 11,166.46 ₺
BTC 76,812.55 $
ETH 2,444.74 $
BİST 0.00
    SON DAKİKA

    11 Eylül Ortadoğu'yu nasıl yeniden şekillendirdi?

    DünyaÇeviri Haberler
    Yayınlama: Kaynak: Haber Merkezi

    Orta Doğu, tek bir gücün belirleyici olduğu yapıdan, farklı bölgesel ve küresel aktörlerin aynı anda nüfuz mücadelesi verdiği daha parçalı bir sisteme doğru ilerledi.

    11 Eylül Ortadoğu'yu nasıl yeniden şekillendirdi?

    11 Eylül 2001 saldırıları, Orta Doğu'nun jeopolitik gidişatını değiştiren en önemli dönüm noktalarından biri oldu.

    Popüler Gazete'nin ABD medyasından aktardığı analize göre New York ve Washington'a yönelik saldırılar, yalnızca ABD'nin askeri müdahale sürecini başlatmadı.

    Aynı zamanda bölgedeki güç dengelerini, egemenlik anlayışını ve güvenlik politikalarını da köklü biçimde dönüştürdü.

    ABD'nin saldırılara verdiği ilk yanıt, Afganistan'daki El Kaide ve Taliban'ı hedef alan küresel "Teröre Karşı Savaş" oldu.

    Ancak bu politika kısa sürede terör örgütleriyle mücadele sınırlarını aşarak önleyici savaş, rejim değişikliği ve doğrudan askeri müdahale anlayışına dönüştü.

    Orta Doğu ise Washington'ın yeni askeri ve siyasi stratejisinin en önemli uygulama alanı haline geldi.

    Başlangıçta ABD'nin gücünü ve tek kutuplu dünya düzenini pekiştirmesi beklenen bu strateji, zaman içinde tam tersi sonuçlar doğurdu.

    Askeri güç, mevcut rejimleri devirmede etkili olurken, bunların yerine meşru ve istikrarlı siyasi düzenler kurulmasında aynı başarı gösterilemedi.

    Uzun süren savaşlar, devlet yapılarının zayıflamasına, siyasi parçalanmaya, İran'ın nüfuzunun genişlemesine ve yeni bölgesel rekabetlerin ortaya çıkmasına zemin hazırladı.

    Irak savaşı ve bölgesel dengelerin değişmesi

    Bu dönüşümün en kritik aşamalarından biri 2003'te Irak'ın işgali oldu. Saddam Hüseyin yönetiminin devrilmesi, ABD'nin askeri kapasitesinin ulaştığı boyutu ortaya koyarken, askeri gücün tek başına kalıcı bir siyasi düzen oluşturamayacağını da gösterdi.

    Saddam Hüseyin yönetimi, İran'ın bölgesel nüfuzunu sınırlayan başlıca güçlerden biriydi. Saddam'ın devrilmesiyle bu denge ortadan kalktı.

    ABD müdahalesinin Irak'ın siyasi ve güvenlik kurumlarını büyük ölçüde parçalanması ise ülkede mezhepsel gerilimlerin, isyan hareketlerinin ve farklı bölgesel aktörlerin rekabetinin önünü açtı.

    Böylece Teröre Karşı Savaş'ın temel çelişkilerinden biri ortaya çıktı. Otoriter rejimlerin devrilmesi, kendiliğinden demokratik ve istikrarlı yönetimler yaratmadı.

    Aksine bazı ülkelerde siyasi boşlukların, mezhepçiliğin, silahlı grupların ve uluslararası militan ağların güçlenmesine neden oldu.

    IŞİD'in ortaya çıkışı da bu sürecin en çarpıcı sonuçlarından biri oldu. Örgüt yalnızca bağımsız bir terör tehdidi olarak değil, Irak ve Suriye'de devlet yapılarının zayıflaması ve siyasi düzenin parçalanmasıyla ortaya çıkan boşluğun ürünü olarak şekillendi.

    Böylece güvenlik tehdidini ortadan kaldırmak amacıyla başlatılan savaşlar, daha radikal ve ulusötesi bir örgütün güç kazanabileceği koşulları oluşturdu.

    Savaşların insani ve ekonomik maliyeti de son derece ağır oldu. 11 Eylül sonrasında yürütülen savaşlar milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine, on milyonlarca kişinin yerinden edilmesine ve trilyonlarca dolarlık ekonomik maliyete yol açtı.

    Bunun yanı sıra devlet kurumlarının zayıflaması, toplumsal parçalanmanın derinleşmesi ve uzun vadeli siyasi sorunların ortaya çıkması, bölgenin geleceğini etkileyen kalıcı sonuçlar yarattı.

    İran'ın yükselen nüfuzu

    11 Eylül sonrası dönemin en önemli jeopolitik sonuçlarından biri İran'ın bölgesel nüfuzunun genişlemesi oldu.

    Afganistan'da Taliban'ın, Irak'ta ise Saddam Hüseyin'in devrilmesi, İran'ın doğu ve batısındaki iki önemli rakibin ortadan kalkmasına yol açtı.

    Washington'ın bölgedeki ABD üstünlüğünü pekiştirmeye çalıştığı dönemde Tahran, önemli bir stratejik alan kazandı.

    İran zaman içerisinde devletler ve devlet dışı aktörlerden oluşan ağlar üzerinden nüfuzunu genişleterek Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi farklı alanlarda nüfuzunu artırdı.

    Tek kutupluluktan çok kutupluluğa

    11 Eylül sonrası ikinci on yılda Washington, küresel stratejik önceliklerini yeniden değerlendirmeye başladı.

    Obama yönetiminin "Asya'ya Yöneliş" politikası, ABD'nin dikkatini giderek Çin'in yükselişine çevirmeyi amaçlıyordu. Ancak Orta Doğu'daki gelişmeler, Washington'ın bölgeden tamamen uzaklaşmasına izin vermedi.

    Arap ayaklanmaları, Libya ve Suriye'deki savaşlar ve IŞİD'in yükselişi, bölgenin tek bir dış güç tarafından yönlendirilemeyeceğini ortaya koydu.

    ABD askeri gücünü korusa da askeri müdahalenin siyasi sonuç üretme kapasitesi giderek daha tartışmalı hale geldi.

    2021'de Afganistan'dan çekilme ise bu dönüşümün en güçlü sembollerinden biri oldu. Yirmi yıllık savaş ve devlet inşa etme girişiminin ardından ABD'nin ülkeden çekilmesi, ezici askeri üstünlüğün kalıcı siyasi düzen kurmak için tek başına yeterli olmadığını gösterdi.

    Bu sırada bölgesel güç dengeleri de değişti. İran nüfuz alanını genişletirken Rusya, özellikle Suriye'ye müdahalesiyle Orta Doğu'da önemli bir askeri ve diplomatik aktör olarak yeniden öne çıktı. Çin ise doğrudan askeri müdahaleden ziyade ticaret, enerji, altyapı ve diplomasi üzerinden bölgedeki varlığını artırdı.

    Bu durum ABD'nin bölgedeki gücünün ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Washington hâlâ güçlü askeri, ekonomik ve diplomatik kapasitelere sahip. Ancak ABD'nin konumu, tartışmasız üstünlükten daha fazla aktör tarafından sorgulanan ve dengelenmeye çalışılan bir güce doğru değişti.

    Bölgesel devletler de Washington'a tamamen bağımlı politikalar yerine daha özerk stratejiler geliştirmeye başladı.

    Böylece Orta Doğu, tek bir gücün belirleyici olduğu yapıdan, farklı bölgesel ve küresel aktörlerin aynı anda nüfuz mücadelesi verdiği daha parçalı bir sisteme doğru ilerledi.

    Sonuç

    11 Eylül sonrası dönemin en büyük paradoksu burada ortaya çıkıyor. ABD, tek kutuplu gücünün zirvesinde olduğu bir dönemde askeri üstünlüğünü kullanarak Orta Doğu'da daha güvenli ve istikrarlı bir düzen oluşturmayı hedefledi. Ancak uzun süren savaşlar ve müdahaleler, hedeflenen düzenin aksine bölgesel parçalanmanın ve jeopolitik rekabetin derinleşmesine katkıda bulundu.

    11 Eylül saldırılarının üzerinden 25 yıl geçerken Orta Doğu artık yalnızca terör saldırılarının sonuçlarıyla yaşamıyor. Bölge aynı zamanda, saldırıların ardından uygulanan politikaların ve savaşların ortaya çıkardığı yeni jeopolitik düzenin sonuçlarıyla karşı karşıya.

    Bu nedenle bugün asıl soru, 11 Eylül sonrası düzenin devam edip etmediği değil, onun yerini hangi düzenin aldığıdır.

    Ortaya çıkan tablo giderek daha net: Orta Doğu, tek bir dış gücün siyasi geleceğini belirleyemediği; ABD, İran, Rusya, Çin ve bölgesel aktörlerin aynı anda nüfuz mücadelesi verdiği, daha parçalı ve çok kutuplu bir yapıya dönüşüyor.

    İlk Yorumu Sen Yaz
    code